günün tümcesi;

Adım, dudaklarında son dakikalarını yaşayan bir sigara gibi. Birazdan yeni sevgilin gelecek. Onun dudakları adım kokmasın diye, bitirmeden atacaksın beni..

Never free, never me..

Kasım 16, 2012 by bitter

Haketmeyen insanların hep senden daha mutlu olduğu bu adaletli dünyada çırpınıp duruyoruz hergün. İşler güçler, ilişkiler, arkadaşlıklar ve en yakınlara dair ne varsa eşittir hayat diyoruz. 
Tüm bunların İçinden seçip ayırmak istesem de en az birini, en az birine tutunabilsem daha güçlü hissedeceğim sanıyordum kendimi. Her yandan o tutabileceğim dalın bana uzanmasını bekliyorudum. 
O an, o hayal ettiğim an bir türlü gelmedi. İçimde giderek yükselen fısıltılar beni her gün biraz daha bitirdi. Sonu potansiyel ayrılık olarak başladım her ilişkime. Ve evrene gönderdiğim bu mesaj bana aynen geri dönmüştü her seferinde. Beraberinde kırmızı fiyonkla süslenmiş bir paketle erimiş hayaller yığınıyla birlikte. 
Yazılanı yaşamak mıydı doğru olan? Yazılana karşı koymak mı? Kalbim, ruhumu kader ve özgürlük yarışında tuzağa düşürmüştü hayata karşı. Düşürmeye de devam ediyordu. Çalıyordu geleceğimi benden söküp alıyordu. Sanılanın aksine artık tarafsız olmak istemiyorum. Hala herşeye rağmen, çalınmış geleceğimin azad edilmesini bekliyorum..




Ne özgür olabildim ne kendim...

Posted in | 0 Comments »

Yalnız piyon

Eylül 11, 2012 by bitter
Hemen hemen hayatımın çoğu anı "bu da biticek, bu da geçicek" diyerek devam ediyor. Hep mutlu olabileceğim zamanların hayallerini kurmakla oyalıyorum ruhumu, beynimi.. Kalbimse okadar yaralı ki kazık saplıcak yer ara ki bulasın. Hiç bi teselli durdurmuyor içime akan yaşları. Hayatta en çok birine boşa umut vermekten korktum. ama hep umut verilen ben oldum..!

Tüm bunları düşünmekten yorulunca, yanlız kalmayayım diyorsun. girdiğin arkadaş ortamlarında "tek" sensin. Sallamıyormuş gibi yapsan da bu durum zamanla canını sıkıyor. engel olamıyorsun. onlara baktıkça sen de istiyorsun hayatında sana değer veren biri olsun artık temelli olsun. Olduğunu sandığın anlar oluyor. Hepi topu bir haftacık kurduğun hayallerle mutlu oluyorsun. Bir hafta sonunda bi bakıyorsun bi hayalin elini tutmuşsun. O kararını vermiş gitmiş.. sana, gel demiş gelmişsin, sev demiş sevmişsin, öl demiş ölmüşsün...

 Herşey doğru bir insan olabilmek için. Herşey, herkesi kendin gibi sandığın için.. Her bok iyi niyetinden..........
Biriyle dertleşmeye kalkıyorum canım sıkkın diyorum. ooo karşı taraf başka bir frekansta. sen onun için sadece bir görüntüden ibaretsin. Bedenine konuşuyo ruhuna değil. Farklı zannetiğin her insan yeni bir hayal kırıklığından ötesi değil.. 

Bazen,  bi oyunun ortasında kalmış yalnız bir piyonmuşum gibi hissediyorum.. üç beş insan biraraya gelmiş. Zar atıyorlar. attıkları zar sayısı kadar ilerliyorum..En zor şartları getiriyorlar önüme birbirleriyle rekabet ederken, ne fırtınası eksik oluyor, ne yangını, ne depremi.. "hadi şimdi de ayakta kal bakalım" der gibi. her hamlenin arkasından o koca kötü kahkahayı atıyorlar..  İlerlerken piyonlarını da koyuyorlar yanıma ara sıra. Tam birine alışıyorum hop alıyorlar yanımdan.. Sonra yine zar, başka bir piyon.. Hepsi gelip geçiyor bu oyunun içinden, çıkamayan tek piyon ben.! 

Fırsatçı insanlardan, hayallerimle oynayanlardan, kopmleksleri tavan yapmış insan görünümlü pardon arkadaş görünümlü orospu çocuklarından, YORULDUM! Olsam da olmasam da bu hayatta bi fark yok gibi. Yaşamak buysa yaşamaktan yoruldum!
Posted in | 0 Comments »

Azim, Duvar, Umut

Ağustos 01, 2012 by bitter
Yeni bir çevre yeni arkadaşlıklar iyi gelir derler ya. Eğer ki  kendinle çelişmiyorsan, barışıksan, özgüvenin yerindeyse, pozitifse yani ruh halin iyiyse iyi gelir. Yoksa ters teper. Sen iyiysen herşey iyi..!

Bir hafta oldu kursa başlayalı  şimdiye kadar memnunum. Arkadaşlarla yeni yeni tanımaya başlıyoruz birbirimizi ve aralarda herkes birbirine sorular soruyor tanışmak adına. Seviyorum bu durumu aslında. Karşındakilere bakıp kendini tanıma fırsatı veriyor. Sınıfa yeni gelen iki genç kızın şen kahkahaları bana aslında nekadar mutsuz ve yalnız olduğumu hissettiriyor. Bazen de en ufağımızın dersi umursamazlığı boşvermişliği benim hedefe varmak için yokuşa nekadar sıkı sıkı tutunduğumu, vazgeçmeyeceğimi.. Azim işte..!

Ben de epey bir hırs yaptım bu konuyla alakalı. İş yerinde bile kelime ezberi için kelime kutum var daha doğrusu topum. Kağıdı Yazıp katlayıp içine attığım bir top. Lisede Almanca öğrenirken kullandığım bir metoddu. tavsiye ederim. Onun dışında kartonları keserek yapıştırdığım bir kelime duvarı oluşturdum odamda. Hatta yorulmadım, bazı eşyaların üzerlerine de yazdım. Tv nin kumandasına bile. Hafta sonları da evde o şekilde çalışıyorum. Annem çok korkuyor bütün eve asıcam o kartonlardan diye. Aslında asıcam ama kıyamıyorum ve bu durumu sadece odamla ve bir parça mutfakla sınırladım. Öyle ki arkadaşımın evinde kaldığım günlerde salonun duvarını gözüme bir kestirişim var sormayın. Bomboş koca bir duvar, neler yazardım buraya diye içimden geçirdiğim bir duvar. Bomboş doldurulmayı bekleyen bir duvar. Duvar işte ..! 

Tabi Bu arada; kursum tam gaz devam ederken, ben tam bir göçebe hayatı yaşıyorum. Kurs akşamları kalacak yer arıyorum kendime. Cünkü sürekli bir yer tutturamadım tutturamam da aslında. Şuan hep geçiciyim. Kazandığım parayla ayrı eve çıkmam söz konusu bile değilken yaşadıklarımı hazmetmek zor olmuyor. Kendi evimde bile geceleri bazen odamda korktuğum zamanlar olduğu halde, alışkın olmadığım bir evde yalnız kalmaya hiç korkmadım. iyi bile geldi yalnızlığım. tek kötü yani kendime ait olmayan bir evde geçici de olsa düzen kuramayışım.. ve en büyük hayalim kendime ait penceresinin önüne oturup kitap okuyabileceğim bir eve çıktığım günü görmek. Umut işte..!



Posted in | 8 Comments »

Ben mi?

Temmuz 10, 2012 by bitter
Yazıyorum siliyorum sora yine yazıyorum siliyorum. şu bloga yazmak için girdiğim zaman yazamadığımı farkediyorum. Uzunca da bir süre olmuş yok olmuşum ölmüşüm ben. okadar çok yazacak şey birikiyor ki "bunu mutlaka yazmalıyım" diyorum. o "yazmalıyım" ları bikenara not etseydim, epeyce  roman tadında hikayeler çıkarabilirdim sizlere. Lakin işte buraya sırf bakmak ve bişeyler karalamak için girdiğimde tutuluyorum..!

Değişmeyen şeyler se hayatımda,
Yine babamı ziyarete gidiyorum. Ona gidemediğim her gün yaramazlık yapmış çaresiz küçük kız oluveriyorum.. Zaten hala alışamadım. Sanik onu oraya bırakmışız terketmişiz gibi hissediyorum çoğu zaman normal mi ? Arabada yine onun sevdiği şarkıları dinliyorum. Arka koltukta yine bana eşlik ediyormuş gibi hayal ediyorum. Bir de onu çok özlüyorum..

Ve yine bir düzen kurmaya çalışıyorum hayatımda. Bir yön vermeye çabalıyorum. Hala şansım dönmedi mesela. Hala harıl harıl iş arıyorum. Farklı olaraksa;
Pes etmedim ama artık daralttım çemberi. Kafamı bulandıran bazı şeyleri oturttum şimdi. İşimi bırakayım? dil mi öğreneyim? yurt dışımı olsun? kursa mı gideyim? derken , işimi bırakmayıp, kursa devam etmeye karar verdim. Dün anlaştım Amerikan Kültür Derneği ile.. Tabi bu arada taşındım da . Yeni bi ev, yeni bi ortam iyi geleceğini umuyorum.  Yanlız yaşamayı da öğreneceğim böylelikle. Biraz daha özgüvenim okşanacak. İşim aynı olsa da yeni fırsatlara açıyorum kendimi ısrarla ve inatla. Olacak elbet bir gün ben de hakettiğim yerde bulacağım kendimi. Vazgeçmeyeceğim.

Aşk derseniz; onu çoktan buruşturup attım dibi olmayan koca bir deliğe. Çünkü önceliklerim değişti artık. Sanırım hızlı büyüyorum. Hem de çok hızlı. İçimdeki kariyer hırsı aşkı meşki çoktan öldürdü zaten. İnsanlar çıkıyor karşıma. Tanımak istiyorlar beni. Direk yaşımı soranlara "Arkadaşım çocuğunun sünnet davetiyesini yollamış" diyorum :) 
Aşk aramıyorum. Ama birisi beni sevsin istiyorum hala.. Çok şey beklemeden. Arada bir yoklasın beni . Alsın sinemaya götürsün. Ya da bir akşam elinde hazır yemeklerle kapıma dayansın. Lakin yemek de yemiyorum artık. İlaç kullanıyorum, kilo yapıyormuş:/ Ne diyordum evet gelsin yemek yiyelim. Sonra ben ona günümün nasıl geçtiğini anlatayım. Bir yandan uzunca bir sürelik açlığımı bastırırken bir yandan dedikodu yapayım. Anlatayım, o sadece dinlesin. Yorulayım konuşmaktan uyuyakalayım onun kollarında.. İster dost olsun, ister sevgili yada adı olmasa bile olur..!  
 
Posted in | 8 Comments »

8 numaralı koltuk

Mayıs 08, 2012 by bitter

Otobüsün yanına vardıklarında kardeşine sarıldı ve yanağına bi öpücük kondurdu kız. Moralinin bozuk olduğunu belli etmemeye çalışarak. Sonra koltuk numarasını bildiği halde ağır ağır hareket ederek çıkardı tekrar biletini çantasından birdaha baktı. Oturdu sekiz numaraya. İstanbula gelirken nekadar heyecanlı ve mutluydu güzel bir haftasonu için. Bu şekilde ayrılacağını düşünemedi kız. Sevdiği adamın bilmemkaç kilometre öteden zehir edeceğini bilemedi bu kıymetli zamanını. Durduk yere hiç telefonlara çıkmaması, mesajlarına dönmemesi yetti de arttı bile. Görmemezlikten duymamazlıktan geliniyordu ennihayetinde. Başını cama yaslamış bunun sebebini düşündü. Midesi bulandı, görünmez bir el tarafından böcek gibi ezildiğini hissetti. o kadar değersiz, o kadar miğde bulandırıcı..

Aracın motor sesiyle gözlerini açtı, karşısında bir çift dikiliyordu.. Çocuk kızın gözünün içine bakıyor, söylemek istediklerini görünmez bir dille anlatıyordu diğer otobüsün camına yansıyan bu karede. Sonra sarıldılar birbirlerine sımsıkı sarıldılar. Şoförün kornasıyla ancak ayrıldılar ve çocuğun eşliğinde kız gelip yedi numaraya oturdu.. Kız haliyle yaşayamadığı  bu karenin sancısıyla başını tekrar başka yöne çevirdi. ama düşüncelerine hakim olmakta zorlanıyordu. Susturamıyordu iç sesini ve bu karşılaştırmayla yaşadığı içsel çatışmaya son veremiyordu. Çünkü kız kendisine istediği hayatı yaşatacağını düşündüğü sevgilisini sevgi ile severken, daha sebebini bile bilmediği birşeyin bu sevgisine yenik düşmesine şahit oluyordu.
Belki sebebini bilmesem daha hayırlıdır diye geçirdi içinden.. ama içinde bulunduğu durumu da bir türlü hazmedemiyordu kız.. o onda  derin bir nefes çekmek istedi hiç içmeyi beceremediği o sigaradan..
Düşünceleri derinleştikçe bazı gerçekleri farketmeye de başladı. Onunlayken önüne çekilen ve görünmeyen koca bir set olduğunu anladı. birer birer aklına gelen önemli ayrıntıların her biri tek tek bir uzvunu kopardı attı bedeninden. Düşüncelerle kırışmış alnının ve dehşete düşen gözlerinin yansımasını gördü camda. Nefes alış verişleri hızlanmış olacaktı ki yedi numara bir an için elindeki dergiden başını ona doğru cevirme gereği hissetti. " iyi misiniz?" - " teşeekkür ederim, evet iyiyim".
O an ana rahmindeki bebek gibi kıvrılıp top olup yavaşça yok olmak istedi o koltukta. Doğum ve ölüm gibi aşkta da yalnız olduğunu değiştiremeyeceğini düşünüyordu ve bu düşünce git gide ve taddığı her yeni yenilgide gerçeğe bir adım daha yaklaşıyordu..

Düşünün, sevdiğiniz kişinin sizi sadece kendi çıkarı için sevdiğini, anlattığı hayatının harfi harfine bir düzmeceden, senaryodan ibaret olduğunu anladığınız an dünya başınızın üstüne çökmez miydi?

Gözünün önünde çırılçıplak duran gerçekleri nasıl görmediğini hazmedemediği gibi, insanların nasıl bu kadar kolay ve acımasızca yalan söylediğini de hazmedemiyordu. Peki karşı taraf bu yalanları yediğinde acaba eğleniyorlar mıydı? gülüyorlar mıydı? Halbuki dünyada yaşamımızı sürdürebilmemizin tek nedeniydi sevgi ,değil miydi? Herşeye rağmen sevgi.. Herkesin ihtiyacı olan sevgi.. O kadar zor bulunan birşeyin bu kadar kolay harcanması nasıl bir şeydi ?

Bir an önce bu yolculuğun bitmesni istiyordu kız. Okuduğu kitap bile onun ilgisini toplayamıyordu. Yan koltuktaki ağlayan kız çocuğu ve onu susturmaya çalışan koca sesli annesi bile.. içinde bulunduğu hüzün dalgası ve o zihnine düşüyordu durmadan. ve onun zihnindeki gözlerinden kaçamıyordu. Düşürüldüğü bu durumun gerçekliğinden kaçamıyordu.


Dua etti, güçlü olmayı diledi.. Kısa zamanda bu durumu da atlatmayı diledi. atlatacaktı da adı gibi emindi ama o anda başka bir gerçekle titredi sekiz numaralı koltuğunda.. Güven ! O duyguyu iyice yitirmişti kız bu zaman içinde. ve bu da ona kalabalıklar arasında çekilen yalnızlığı getirecekti.. Doğumda ve ölümde olduğu gibi..



Posted in | 6 Comments »

3leme

Nisan 25, 2012 by bitter
Çok kıymetli okuyucu,
Size bu satırları tuza bandırıp bandırıp yerken kütür kütür ses çıkaran eriklerim eşliğinde yazmaktayım.. Müdürüm gitmiş uzatmışım ayaklarımı kalan işlerin hepsini ertelemişim huşuu içindeyim. küfürlerinizi yazının sonuna saklayın olur mu? hani belki kıyamazsınız falan. ya da edin anasını satiyim ya hakkıdır küfür etmek okuyucumun neticede.. Ohh edin edin bi rahatlayın gevşeyin çok işe yarıyo bak işe yaramasa böle huşuuu içinde yazabilir miydim ey sevgili okuyucu. Yanlız ben yazının amacından fena halde sapıyorum. Tuzlu eriklerin etkisi heralde nirvanaya ulaşmaya ramak kala kendime geldim şimdi.


Çok kıymetli kitap arkadaşımın ve cici kızı Nisa nın kitaplarıyla birlikte gönderdikleri güzel hediyeler için bir de burdan teşekkür etmek istedim.. Canım benim elleriyle yaptıkları bileklikler, rengine hayran olduğum rujla ve gözkalemi ve dee Nisa nın minik elleriyle benim için yaptığı resim.. Kendisini odamdaki istanbul tablosunun köşesine astım çok da yakıştı.. Tekrar çok çok tesekkür ederimm Kocaman öpüyorum seni ve Nisayı : )

Bu arada cuma yine İstanbul yolu gözüktü bana.. Bundan kelli çok da gözükecek gibi.. Adam gibi tavsiyeleri olan yazsın valla bildiğiniz cahilim işte. Yazın bana, nerde nereye gidilir, gitmeli.. hani şuraya gitmesen olmaz, ay sen daha orayı görmedinmi, bak buradan çok memnun kalacaksın.. gibi gibi. Yoksa kafana göre vakit öldürmek aptalca oluyo dönüş vaktinde anlıyosun.. Siz  de beni anladınız.. biliyorum.. Tessekür ederim..
Si yu canlar ^^
öperim 

muuaaah









Posted in | 3 Comments »

gecikmiş istanbul anektodu..

Nisan 17, 2012 by bitter
Son Galatasaray fener derbisinin olduğu hafta istanbuldaydım. Genelde özel aracla gittiğimdendir otobüs ve servis kullanarak gitmekten korkmuşluğum. Serviste "kaptan aman benim ineceğim yeri geçme" diye adamın başını yemelerim.. ya insan bilmeyince biraz tedirgin oluyor en azından ben öyleyim.
Yeğenle bir köprüde buluşup taksiyle oturduğu sokağa vardık. Eski istanbul dedikleri budur heralde dedim.. Ahşap eski evlerle dolu dar bi sokaktı. Perdeyi aralayıp bize tuhaf bakışlar atan tuhaf insanlarla dolu biyer..
ki sonradan da şizofrenler sokağı olarak adını duyduğum bi yer. Sokaktaki Tek yeni ev yeğenimin oturduğu 3 katlı apartman. İlk akşam yemek faslının ardından bi kucak hatta iki kucak dolusu aburcuburla dizi keyfi yaparken, kapının aniden alacaklı edasıyla çalınmasıyla birlikte korkudan herşeyi yere dökmem bir oldu. Bukadar korkak olduğumu da bilmiyordum orda öğrendim. Kim niye çalar ki kapıyı dedim. İkimizde kapının kilidini söküp yavaşça açtık ki bu sırada birkez daha çaldı.Açtık üst komşu. Anahtarı kapıda unutmuşsunuz dedi.. önce bi ohh çektik. ardından da kendimize bi yuuuhhh ! gece gelip kesicekler bi güzel ,polisler bakıcklar kapıda zorlama yok diyecekler, binbir senaryolar dönecek. Kimse demeyecek ki bu iki salak anahtarı kapıda unutmuştur diye. Neyse efendim gelelim ertes güne. Yeğen hasta fenerli gece taksime gidelim ama önce maçı izleyelim diyor başka bir şey demiyor. Çok sevdiğim bir arkadaşımı da göreceğim o gün gitmişken. Neyse bitter organisation hepsini halledebilirdi. Hep beraber bir cafede buluşulup sohbet edilip sonra da maç izlenebilirdi. Tabi iki fenerlinin ortasında özellikle 2-0 mağlupken yaşadğım gerilimi o şizofrenler sokağı falan yaşatamazdı ama neyse ki 2 gol de biz atınca az da olsa daha iyi hissettim kendimi. ilerleyen saatlerde  taksimde amaçsızca dolaşanların arasına katıldık bir diğer arkadaşlarımızla. Oturcak eğlenicek yer bulamadık. sonradan bulduk da hani böle kıç kıça oturuyosun tanımadığın insanlarla. "bak ben içebiliyorum,sarhoş olabiliyorum" mallığını yaşayan ergenlerle.. Ağzı burnu içmekten yamulmuş ne mal oludğu belli olan teyzeyle.. (bildiğin teyzeydi ya) Yani midem bulansa da ortamdan lay lay lom takıldık bi süre. En güzeli de sabah ezanını kız kulesinin karşısında dinlediğimiz dakikalardı aslnda. Hoş o güzellik de bana bronşit olarak geri döndü olsun..

Ne öğrendim:
*istanbulda her yerde eğlenilmez hacı. boş buldun otur olayı ters, en azından benim tarzım değil..
*istanbulda en çok taksicilerden nefret ettim. gideceğin yerde indirmiyor hiçbiri. "siz şurda iniverin ben burdan dönmek zorundayım".. şaka gibiydi. paranla rezillik böle bişeydi.. bidahakine taksici katili olmam zor değil..


Posted in | 1 Comment »

gördünmüüü 26 oldum :>

Nisan 09, 2012 by bitter
Sabah kalkar kalkmaz daha yüzümü bile yıkamadan  karşısına oturdum ve  ..
"Oyyy güzeller güzeli, tatlılar tatlısı, kara kaşını gözünü yidiğimmm ay parçası gibi parlıyosun yeminle : )
Şu duruş, şu gülüş, şu alım yok vallahi kimsede . ay biraz daha bakarsan aynayı da paramparça edicen kalk en iyi git bi yüzünü yıka hatta doğum günü şerefine bikaç lokma bişi atıştır miden de bugünün farkını hissetsin, İyi ki doğdun gördün mü çüüşşş 26 oldun hatun" dedim..
Ne yani insan kendi doğum gününü kutlayamaz mı?

şiimdii sırada günün en güzel anı .. da da da dammm. pasta değil yahu.. internetten en güzel hediyyeyi alıcam kendime niihohhoho :))

Posted in | 13 Comments »

Baba bir masal anlat bana..

Mart 29, 2012 by bitter
Günlerdir yazıyorum siliyorum elim gitmiyor klavyeye bir türlü..
Halbuki yazacak onca şey biriktirmişken..
Büyük bi ağırlığın altındaymış gibi bedenim.. Kıpırdayamıyor..
Babamı özlediğimi farkediyorum bir de son günlerde yokluğu günden güne daha bi ağır basıyor..
Hep küçüklüğüm geliyor gözümün önüne..
Bana anlattığı masallar çınlıyor kulağımda..
Ha bir de kendi yaşadığı deniz maceraları..
Yavrulamaya çalışan anne yunusla yavrusunu kurtarmaya çalıştıkları o hikayeden, yemlerini yiyen köpekbalığının sinirden burnunu ısırmasına kadar acı tatlı komik hikayeleri hep kulağımda..
Yine olsa yine dinlerim defalarca...
Hüzünlüyüm bu ara..!

Posted in | 5 Comments »

"sevdiğim adamla futbol geceleri" diye kahrolası hayallerim var.

Mart 07, 2012 by bitter
Futbolu benden daha az seven,daha az ilgi duyan,meraksız erkeklerle arama ciddi derecede mesafe koyarım,takım tutmayanlara sümüğümü dahi sürmem..

Seviyorum futbolu moşe. İzlemekten büyük keyif alırım şayet çok sıkıcı monoton bi maçsa acımam tabi. Onun yanı sıra küçüklüğümüzden beridir sitede top koştururduk. Sektirme rekorları kırardık falan. Bebelikten bu merak bu aşk yani..(moşeu: memleketimizin çeşitli takımlarnda top koşturmuş afrikalı bir futbolcu olup, kuzenler arasında dil alışkanlığına dönüşmüş bi hitap şeklidir). Birlikte olacağım erkeğin de futbolu sevmesini istememin en doğal hakkım olduğunu düşünüyorum. Aynı takımı tutmak zorunda değiliz, derbilere de bayılırım ben. Bak hatta size bi itiraf ; birlikte olduğum erkeklerle düğün, fotoğraf, balayı hayalleri kursam da, akabinde düşündüğüm tek kare şu: Elimizde Efes, yanımızda envaiii çeşit çıtır çerez, dev ekran karşısında salonun ortsında uzatıp ayarlarımızı maç izliyoruz. Neyapıcan romantizmi amk. Hepsinin yeri ayrı. Hele bi de derbi izliyorsak, ofsaytmı değil mi, penaltı kararı doğru muydu, diye dakikalarca tartışıyoruz. Kimin galip geleceğinden çok eğlenebilmek amaç. "Goool " diye bağırınca adamın tepesine binip holiganlık yapmanın da alemi yok tabi. İşte moşe, benim de böyle sevdiğim adamla futbol geceleri diye kahrolası hayallerim var. Hayır ben şimdi bulunmaz nimet değilim de neyim ? Erkekler bunu istemiyor mu? Şurda anlaşalım ben onlar istiyor diye böyle değilim, ben böyle olduğum için böyleyim. Aman gözünüzde hemen erkek gibi bi hatun canlanmasın. KIyafetlerimde oturup kalkışlarımda sohbetlerimde (yerine göre) dha çok dişiyimdir mesela. Topuklu aşığıyımdır, Kırmızıya bayılırım. Bakımı severim. Amma velakin tüm bunların yanı sıra bu hayallerimi erkek arkadaşlarım karşısında dile getirmişliğim de var. İşimi gücümü elime almışım, yeri gelmiş arabamı bile kendim almışım, futbolun yanı sıra arabalara karşı da hatrı sayılır bir ilgim alakam var. Erkeğine de kendi kadar özen gösteren, bir kalabalığa girdiğinde dikkat çekecek kadar dişi bir hatun olarak soruyorum eyy ahalii ;  son iki erkek arkadaşım tarafından açıklama yapılmaksızın terkedilmemi biri bana açıklayabilir mi?
Ama yok moşee hep söylüyorum. Erkekler nankör. Bunlara sürekli ota boka trip atan, erkek arkadşlarıyla vakit geçirmelerini kıskanan, maddi manevi sömüren, peşinde süründüren, futbolun f'sinden arabanın a'sından dahi bahsetmesine müsade etmeyen kıt beyinli, belki sarışın, çiroz özgüveni sıfır, hayatta bi yere gelememiş,tek bildiği gerçek fashion olan, ağzı yayık kızlar layık..

Bir de bu durumu aileye açıklama sendromu var. Erkeklere güvenim okadar azaldı ki şu zamana kadar yarı yolda bırakılmamdan sebep. Ben de son raddeye kadar anneme birşey söylemiyordum. Taaa ki son sevgilim beni ailesiyle tanıştırıncaya, ev bakmaya, eşya bakmaya başlayıncaya kadar. kiiiiiiii buna rağmen moşe, herif beni terketti.
-Annem; eee nasıl gidiyor kızım?
_bitter; ııııı şeyyy , ayrıldık biz ya.
-Annem; noldu yine hee bişeyini gördün beğenmedin dmi, afferin kızım.
_bitter; aaa şeyy yannii evet aslındaa gördüüm.

Hayır nasıl anlatcam anne yok beni istemeye geliceklerdi aslında valla bende anlamadım bi anda herif gitti puff. Nedenini ben bile bilmiyorken nasıl anlatabilirdim. hayır kadın diyecek en sonunda ;
-benim kızda mı bi sorun var acaba?
-çok mu nazlı çok mu kaprisli?
-çok mu şımarık adamları bezdiriyor?
-Hay Allah gördün mü kaldı başımaa..

deyip yakında çarşıdan gelirken elinde koca bir küple içeriye girecek diye korkuyorum.. Annemin turşuları pek meşhur da : (  : )))



 
Posted in | 7 Comments »

kitaplaşalımmm

Mart 06, 2012 by bitter
BU etkinliğe katılmadan duramayacağım evet :)
Benim kitabım artık senin, katılmak isteyenler buraya ^^
Posted in | 0 Comments »

Vadideki kız..

Şubat 29, 2012 by bitter
Bahar gelse..
Nisan ayının 9. gecesi doğduğum saatte şehrin sinir bozucu trafiğini arkamda bırakarak düşsem yollara.. Nereye gittiğimin hiç bir önemi olmasa.. Elimde bir sırt çantası, sırtımda gitarım, zihnimdeki binlerce gürültüye rağmen süzülsem kalabalık ışıkların arasında.. 
Sonra...
Olabildiğince sağından gitsem yolun, bazen dengemi kaybedecek olup yolun kenarına düşecekmiş gibi yalpalasam ara sıra.. Henüz arkamda bırakmış olduğum tümseğin üstünden gürültülü bir şekilde geçen bir araba yaklaşsa bana..  Arkamı döndüğümde yorgun sarkmış bir suratın bana baktığını görsem.. Konuşmasa sadece kapıyı açsa ve ben binsem.. Ağır sigara kokusu kaplasa  ciğerlerimi oksijen almak için camı aralasam hemen. Ardından eşyalarımı özenle arka koltuğa yerleştirsem..
_Yolculuk nereye? diye sorsa yorgun surat.. Cevap vermesem.. ve o ısrar etmese..
Tek derdim şehrin tüm sıkıcılığından kurtulup ilk gördüğüm labirentlerin olmadığı sığınacak küçük bir yer bulmak olsa..
Arkamda bıraksam hızla şehri ve ışıkları çok uzaktan  göz kırpsa, oksijen başımı döndürse, gece karanlığında bile kokusuyla delip geçen yeşilin güzelliğiyle bütünleşsem..
Güneş doğmadan hemen önceki o yarı aydınlıkta insem arabadan artık.. Severim alacakaranlıkta yürümeyi. Bir de sigara yaktınmı keyfime diyecek yok.. Yorulup otursam bir taşın üstüne alsam gitarımı elime, bir nefes daha çektikten sonra, bitmek üzere can çekişen sigaramı tellerin arasına sıkıştırıp, sabahın sessizliğini ilk ben bozsam, bana eşlik edecek bir ses beklesem etraftan..

Sonra biraz daha yürüsem, minik tepenin ardına doğru giden patikayı takip edip, küçük şirin bir çiftliğin önünde dursam. Bahçe kapısını açsam yavaşça ilerlesem hayalim olan verandalı eve doğru.. Bahçede uğraşmakta olan yaşlı çift karşılasa bu tanrı misafirini.. O güzel asma tavan arası katında misafir edilsem.. Yaşlı çiftin torunu olabilecek yaşta garip bakışlı bir oğlan eşlik etse eşyalarımı taşımaya, turuncu alevlerin yükseldiği bir şöminenin olduğu salona giriversek.. Ve girer girmez fırından zeytinli sabah pohacalarının kokusuyla doysa karnım. Ya da yok doymasa biz onu hep beraber verandada sıcacık çayın yanında yesek.. Doğanın içinde en doğal halimle, hiç tanımadığm bu yaşlı çiftin güzel muhabbetine, atışmalarına doymasam.. Konuşamayan küçük oğlanın nasıl bir hikayesi olduğunu, aslında kim olduğunu tahmin etmeye çalışsam.. "Belki o da bir tanrı misafirydi bir zamanlar ya da ailesini bir yangında kaybetmişti.. sadece o ve minik köpeği alevlerin arasından sağ kurtulmuştu  meleklerin kanatları altında.. ve yaşlı çift onu evlat edinmişti .. Çocuk o günden sonra hiç konuşmamıştı belki ve ona bu yaşlı çift sahip çıkmıştı." diye zihnimi daha da bulanıklaştırsam.. Kendimden uzaklaşmak adına..
Evi gibi yüreklerini de bana açabilen bu yaşlı çiftin yorgun gözlerinin ardındaki roman tadanda hikayleri dinlesem tatlı dillerinden.. Burun deliklerinde hala var olan aşklarının kokusunu hissetmek zor olmasa hiç.. Zeytinli pohacamı yerken, bir yandan da böyle bir huzurun hayalini kursam acele etmeden yavaş yavaş..
İlerleyen saatlerde dinlenmek istesem.. eşyalarımı alıp arka tarafa bakan asma kata tırmanıversem. Minik  pencereyi açtığımda, vadinin üzerini kaplayan sis, bulutların üstünde olduğumu hissettirse derin derin nefes alsam.. Sonra oturup gıcırdayan karyolanın kenarına, uzatıp ayaklarımı, çantamdan çıkarsam kalemimi defterimi.. Şiir yazsam bütün ilham perilerinin yanımda kanat çırptığını hissedeken.. Sonra yazdığım on satırlık şiirle beste yapsam.. Çiftliğin adını, yerini, saatini not etsem karaladığım satırların üst köşesine.. sonuna da bir gülücük kondursam.. Gitarımın tıngırtısına gelse çocuk yanıma. Merak etse beni izlese şaşkın şakın..  ona " sen de yapabilirsin haydi bir dene" deyip dikkatlice süzdüğü gitarımı uzatsam.. O tüm acemiliğiyle, gürültünün en babasını da çıkarsa yanımda, ben  duyduğum en güzel melodileri dinliyormuşçasına  dans etsem.. O da mutlu olsa.. Ve onu daha da mutlu etmek için çok beğendiği gitarımı hediye etsem ona..

Uyuyakalsam yorgunluktan.. Üşüdüğümü hissedip irkilerek uyansam.. Havanın karanlığından korksam.. Başımı çevirsem pencereye doğru parlayan yüzlerce yıldızla ısınsam.. Kalkıp bir sigara yaksam oturup yatağın üstüne.. Vadinin eşsiz örtüsü olan yıldızlara bakarken hiç bilmediğim bu yerde ne işim olduğunu sorgulasam.. Ya da gün ağarınca sessizce nasıl gideceğimi düşünsem.. Ne tarafa gideceğimi .. Nasıl hikayelerin beni beklediğini bilmeden. Sadece hayal etsem..
Tıpkı şu aptal ofise tıkılıp kalmak zorunda olduğum an gibi.. Sadece hayal etsem, yaşamış gibi mutlu olsam..
Posted in | 14 Comments »

Canım Babam

Şubat 27, 2012 by bitter
Ölüm en zoru en dayanılmazı ayrılıkların..

Hep söyler büyüklerimiz "hayat bi sınav" ..
Evet hayat kocaman acımasız bi sınav. heryerden acımasızca vuruyor. Ayakta kalmak dayanabilmek zor, sınavı hakkıyla verebilmek çok zor. Kendimi hiç bukadar güçsüz çaresiz hissetmemiştim hayata karşı. Ne yana dönsem bi acı son buluyor.
Bir hafta önce babamı kaybettim. Pazartesi sabahı onu bıraktığımda iyi görünüyordu. Önceki iki gün ben bakmıştım ona. kemoterapi aldıktan sonra zaten genelde yatıyordu. Bir süre sonra açılıyordu. Son bikaç gün yeriden pek kalkamadı, ama ben yine ona hep iyi olacaksın baba az kaldı sabır dedim.
O gün elim nezaman telefona gitse babamı sormak için hep araya birşey girdi ben ancak iş dönüşü servisyolunda arayabildim evi. Birşeyler yedi mi diye sordum ablama. Gelince konuşuruz dedi ve kapattı . Ama aklıma kötü hiç birşey gelmedi hatta ablamın ilgisizliğine söylendim yol boyunca. Derken yol bitti, apartmanın önünde beyaz bir minibüs gördüm. İçimden babamın fenalaştığını düşündüm sadece. ve bikaç dakika sonra kapının önüne geldiğimde üzerinde Cenaze nakil aracı yazan araçla başbaşa kalmıştım. Apartmanın önünde kapağı açık bir tabut duruyordu. Merdivenleri üçer üçer "babam" diye tırmanırken yine içimden o değildir diye teselli etmeye çalışıyordum. Ama bizim kata çıktım ve kalabalığı gördüm. Yaşadığım şokun tanımı inanın yok. Benim bağırışlarımla görevli başını eğdi. Kapıda herkese bağırmaya başladım.
_Sabah bıraktığımda iyiydi benim babam iyiydi doktorlar öyle söylüyorlardı babama ne yaptınız?
İçeriye girmek istemedim ağlayarak kaçayım istedim. tuttular kolumdan şimdi giremezsen birdaha hiç giremezsin dediler. içeriye girdim onun yattığı odaya giremedim odama koştum. son kez bakamadım. içim kaldırmayacaktı. çünkü inanmıyordum onu kaybettiğime. Sonra götürdüler. Sabaha kadar sesli düşündüm. Hep aynı soru "neden" ?
ertesi gün anlattılar, yattığı yerde fenalaşmış toplamda bi dakika belki hepsi göçmüş gitmiş. Annem ne olduğunu anlayamamış bile. Acil ekibi geldiğinde çok ugraşmışlar dönmesi için. Bir saat kalp masajı yapılmış. İşe yaramamış. Çok büyük bi acı, başına geldiği zaman anlıyormuşsun. Böyle zamanda dost düşman insan herkesi yanında görmek istiyormuş. bunu öğrendim. İnsanın "canım " dedikleri bile 7 kat el dedikleri insanlar kadar seni ara mıyor muş. bunu da öğrendim.. yine de arayan aramayan herkesin canı sağolsun. İnsan mutluluğunda değil acısında daha çok insan görmek istiyormuş yanında. Herkes teselli oluyormuş.

Şuanda hissedebildiğim , sanki herşeyin bir rüyadan ibaret olduğu. İşte çıktığımda akşam babam yine beni camde bekliyor olacak gibi. Bugün ne yaptın kızım diye soracak gibi.. Evin kalabalığından anlayamıyorum belki hala ne oluyor? herkes gittikten sonra annemle başbaşa kalınca ne hissedeceğimi bilmiyorum. Kolay olmayacağını bilyorum ama. Yine tek tesellimiz babamın hastalığı sebebiyle ızdırap çekmemesiydi. Bizim onun için elimizden ne geliyorsa yapmış olduğumuzdu. Biz ona haklarımızı helal ettik inşallah o da bizlere etmiştir.
Rahat uyu Canım babamm, seni orda hiç yanlız bırakmayacağım...
Posted in | 16 Comments »

Ak saçlı cadı ve onun mağara adamı torunu!

Şubat 14, 2012 by bitter
Yurdumuzda hemen hergün bilmemkaçtane komşu kavgası oluyordur ve hemen herkes en az bir komşusuyla gürültü yüzünden dalaşmış olabilir. Bu dalaşma öyle bir hal alır ki çoğu zaman böyle en kibar saygın bi hanfendi dediğimiz Müjgan teyzemiz bile gün gelir eli maşalı bir cadıya dönüşmüş bir şekilde alt komşusunun kapısına dayanabilir.. Meşhurdur yani komşu kavgaları memleketimizde. Apartmanların yalıtımsızlığından tutun, incecik duvarlara kadar bir çok sebebi olabilir. Gürültü konusunda hoşgöreceğim tek gerçek bebek ağlaması olur. Üst komşumuzun kiler artık bebeklikten çıkmış ama çocuk da olsa biraz gürültülerine katlanıyoruz. Ama hasta babamın tepesinde bam güm akşama kadar koşmalarına tahammülüm kalmıyor bazen vuruyorum oklavayla yukarıya.. dedim ya ama çocuk işte onlar en nihayetinde iki dakika oturur yine koşmaya başlarlar.

Gel gelelim asıl mesele bizim Alt katta oturan ve binadaki tek kiracı olan Cadaloz yaşlı teyzeyle onun mağara adamı torunu.. Kadında komşuluk diye birşey yok zaten sabah çıkıyor, akşam karanlıkta eve geliyor. Bir de en önemli özelliği annemle ve bizimle konuşmuyor olması, ama babama resmen yazıyor karı! Babamda onu iyi bişe zannediyor. Bizi düşürcek birbirimize yani o derece. Çocuk desen çalışıyor gündüzleri bir problem yok ama gece oldumu ben yatağıma girdim mi tv ye veriyor ayarı.  İlk zamanlar uyardığımızda kulaklarında bir problem olduğunu söylediler. Hadi biraz ses çıkarmadık ama.. Yok öyle birşey işine geleni öyle güzel duyuyor ki öküz. Bir gece kurtlar vadisinin replikleriyle uyandım, onun gerilim müziğiyle yatağımdan sıçradım. bu böyle bir değil iki değil üç değil.. Dün gece yine tam yattım. o müziği açmış son ses. Hadi uyuyayım diyorum. tam dalıcam tekrar açıyor. insanın bir süre sonra sinirleri bozuluyor tabi uyku kaçıyor. Hayal kuruyuorum ne yapsam da sustursam.

*Saksı fırlatayım camına baaaam girsin içeri. Mümkünse kafasına denkgelsin ayının.
*Yok ben direk gideyim kapılarını çalayım yaşlı cadı açsın kapıyı onun yüzüne çemkireyim sustur o medeniyet ayısı torununu diye..
* ya da bir kağıt yazayım ev sahibine şikayet edeceğim diye kapılarına asayım. ( yapmadım değil bundan önceki kiracılarda gecenin bi yarısı bam güm kapı kapıyorlardı , kapılarınızı yavaş kapatın diye kağıt yazıp sokak kapılarına yapıştırmıştım ibreti alem için)
* Yok ben en iyisi 155 i arayıp ihbar edeyim bunları. polisi görünce bir tırssınlar..

gibi şeyler geçiriyiorum aklımdan. sonra ayağa kalktım sağ ayağımı bütün gücmle yere vurmaya başladım. resmen çat dedi ayağım. dizime kadar sızladı.( okadar hırs yapmışım ki. İnsanlar böyle cinnet geçiriyorlar herhalde ya..Ağzını burnunu dağıtasım geldi o an inip, o ikimetre boyunu yarıya indirmek istedim ikiye katlamak istedim onu.!! ) herif bu sefer abaalğğğ ubaalaağğğ diye bağırmaya ulumaya başladı türkçe mi konuşuyo anlamadım olsa olsa eski türkçe olur. milaattan önce 5653436 falan. Mağara adamı dili bildiğin. bide üstüne oda bana vuruyor. saygısızlığın terbiyesizliğin dibine vurmuşlar artık.. Neyse ben bugün işe geldim ve ilk iş ev sahibini aradım. İlk defa yapıyorum bunu kaç yıldır kiracılar gelir gider. SAbır da bir yere kadar artık dedim. Kadında "ben birşey yapamam ki çocuğu tanımıyorum bile, siz gençler konuşun aranızda "demez mi .. Haa dedim tamam! ben uyardımmı uyardım. Aradım savcılıkta çalışan ablamı. O çok anlatır millet ne saçma şeyler için geliyor buraya şikayete diye. Bir saçmalıkta benden anasını satayım dedim. Polisede savcıya da sor dedim. .......
ahaaa an itibariyle ablam aradı. Böyle bir durum tekrar yaşandığında hemen 155 i arıyorsun. komşumdan şikayetçiyim diyorsun, durumdan savcının haberi var diyorsun dedi .. Waaaw dedim, Allah razı olsun.. Bunu diyen de başsavcı üstelik. hatta bizzat kendisi polise bilgi verecekmiş. Para cezası alabilirmiş. ve ondan sonra tekrar yaşanırsa direk kasttan alınırmış vs. vs.

Devletin polisini, savcısını böyle şeylerle oyalamak vallaha da istemem. Ama hakikaten sinirlerim bozuldu uyuyamamaktan. Sabahın 6 sında işe giden bir insanım el insaf yani. Apartmanda oturuyorsan kurallara uymak zorundasın, fevri darvanamazsın. Dediğim gibi bebek yada çocuk gibi istisnai durumlar olabiliyor. Komşuluktur idare ediyorsun. Ama bu hayvanı daha da idare edemicem. sonuna kadar şikayetçiyim ben bundan..! Ben onunla inatlaşmayacağım, madem polis ilgilenebiliyor. Direk şikayet bundan sonra alt tarafı 3 tuşa basıcam hepsi o .. 

Yazının en ANA teması: Ev alma komşu al.. Ne kadar anlamlı bir söz yaşayan bilir hacı..

Hernekadar yazsamda onca satırı, asıl söylemek istediğim şeyi resimler anlatıyor, anladınız siz ..!
Posted in | 8 Comments »

Acıyor, her yolu denedim bitmiyor..kalbimin ortasında bıraktın aşkını, batıyor..

Şubat 04, 2012 by bitter
Sen'in başkasıyla yan yana olma olasılığını bile düşündükçe 
bedenimi vahşi hayvanlar parçalıyor sanki.. 
Acıyor, çok acıtıyorlar..  
Her gece rüyamda gördüğüm o karanlık ormanda olduğum yere yığılıyorum..
Kan revan içinde kalıyorum..Ilık ılık kaplıyor heryerimi..
Kan kokusu bastırıyor toprak kokusunu. Gece bile örtemiyor bu acının üzerini..
Kokuyu duyan geliyor şimdi biliyor musun yar?
Etrafım kurtlarla kaynıyor.. Daha cok ve daha çok.. 
Gözlerimi kapatamıyorum hayalini görebilmek umuduyla yanıbaşımda.. 
Konuşacak halim yok ama gözlerimle, 
''sana kelimelerle anlatamadığım aşkımı'' da alıp götürdüğümü söylemek istiyorum. 
Derken; kurtlar da gidiyorlar artık ormanın karanlık kuytularında kayboluyorlar.. 
Bedenimse acıdan uyuşmuş olacak ki karıncaların vücudumun heryerinde 
gezindiğini içime  girdiklerini hissedemiyorum bile..
Yavaş yavaş toprak oluyorum sevgilim sana doymadan ve  özleminle yanarken hala.. 
Beni terkedişini haketmediğim gibi böyle bir sonu da haketmiyorum..
Gözlerim açık gidiyorum...
02-02-12



Ölürsem yalnızlıktan 
Ve senin kötü kalbinden 
Fikrimin dikenlerinden 
Batıyorsun, hala derinden 

Acıyor, acıyor, acıyor 
Her yolu denedim, bitmiyor 
Kalbimin ortasına bıraktın aşkını, batıyor

Sakın gelme istemem 
Çok korkuyorum senden 
Bu muammalı halden 
Çek çıkar elini kalbimden 

Bin türlü ihtimali düşünüyorum 
Aklına gelmiyor muyum bilemiyorum 

Acıyor, acıyor, acıyor 
Her yolu denedim, bitmiyor 
Kalbimin ortasına bıraktın aşkını, batıyor 


Posted in | 8 Comments »

+18 der uyarırım ben uyarılmadım demeyin anlamam amk!

Ocak 31, 2012 by bitter
Dikkat bu yazı küfür içerebilir . daha yazının başında uyarıyorum. Öyle bolca küfür edecek pis muhabbet yapacak gibi bi halim var hissediyorum. Ama etmeyebilirm de ruh halim sürekli değişiyor.. Ha bi de miğde bulandırıcı bir yazı da olabilir, öyle kalbi olan yada fazla kibar kokoş ağzına küfür gibi ya da “ığğğğ bi bağyanın ağzına hiç yakışıyormu böyle cümleler” diye kırım kırım kıralacak arkadaşlar okumayın amk.. Baştan uyarayım al sana


+18
uyarımı da koyar kurallara uyarım lan totoşlar!

Muhabbetin kıl ı mı olur olur amk. Özgürcan mesaj atmış..( istanbuldan uzunca bi süredir tanıdığım karşılıklı küfürleşebildiğimiz her şeyi konuşabildiğimiz bir can arkadaştır)

“13 Şubat dünya ağda günü” nüz kutlu olsun diye.. ordan aklıma takıldı bu kıl muhabbeti şimdi.. Hayır ben her ay düzenli olarak ağdamı yaptırırım. Zaten biraz gecikse içime dert olur kendimden iğrenirim. Keza bu işte istikrar önemlidir. Düzenli gittiğiniz taktirde kıllarınız gözle görünür derecede azalacağına emin olabilirsiniz. Ha nedir yıllardır gidiyorum ama özellikle o malum bölgeye sıra gelince korku filmi izliyormuş gibi geriliyorum. Kaçırılmışsın, katil belden aşağını soymuş yatırmış az sora elinde işkence aletleriyle içeriye girecek. Gibi.. bir de böyle bacakları açıp bekliyosun ya, ilk zamanlar hem korkardım bir de çok komik tuhaf gelirdi. Yabancı birine böyle acıp göstermek kolay bişey değildi yani. Utana sıkıla yapardım hatta kati suretle kadın aç diyene kadar o bacaklarımı kitlerdim. Şimdi mi ?

*gözlerimi tavana dikiyorum. Bacakları açıyorum , kendimi bırakıyorum hatunun ellerine .

*içimden bitter bak buraya kadar geldin. Şimdi bekle bak 5 dakkada bitcek. Bak sonra 1 ay ohh rahatsın kızım. Misss.

Bana ağdacım ilk zamanlarımda tırsıyorum kasıyorum diye nefesimi tuttururdu. Tam çekerken bölelikle kasamıyosun kendini bak deneyin denişik bi şey valla işe yarıyo daha az acıyo ..

*Sonra tam o kısımda ablam sürüyor ağdayı ben nefesimi tutuyorm cart diye cekiyor. Sonra ikinciye aynı yere yine sürüyor.

*o acıyan yer birde sıcak ağdanın acısıyla kavruluyor. Gözlerim sonuna kadar açılmış.

* az kaldı bikaç seferden sonra bitiyor veeeee bittiii……

Evet her ay yaşadığım böyle bir sürec var. En son yeni bir ağdacı deneyeyim dedim. Hizmeti , güleryüzlülüğü etkilemişti beni diye. Şansıma randevulu gttiğim gün, çırakları vardı. Önemli değil dedim. Anam kızcağız o küççük yer için yarım saat uğraştı normalde 5 dakika amk.

Onu korkutmamak için korkmuyormuş gibi yapıyorum acımıyormuş gibi yapıyorum ama nafile.. minik minik uğraştı durdu. Bi kere çekeceğim acıyı 10 kere çektim lan. Sonra demez mi ay baya kanadııı ! (Ulan şıllık ta içine kadar sürdüğünü hissediyorum tek bir kıla bile sürdü o sıcak ağdayı. Böyle açıp açıp parmağıyla sürdü cekti ah yandım yandım !) Ulan zaten korkuyoruz, kasıyoruz bide kan revan olunca Allah dedim kalkamıcam buradan. Be kızım madem öyle niye giriyosun bilmediğin işe bekle ustaların gelsin değil mi?

Özgürcan diyor ki : “ ya bi kerede elimi bi bacağa attığımda elim takılmayan bi hatun olsun” .

Te Allah cezanı versin lan. Tamam kıl olayı hoş bi olay değil, hatta çirkin bir olay . ama yukarda da anlattığım gibi zor bi olay. Hayır bunlardan birini alıp ağdacıya götürücen, “abla bu arkadaşı bi komple “ diyecen.. Valla şehir inler bağırışlarından emin olun.

Jilet gerçeği boktan bi gerçek. Buluğ çağında ilk onunla tanışıyosun maalesef cahil oluyosun çünkü. Sonra baş edemeyince ağrılı acılı da olsa ağdaya başvuruyosun. Makine olayı da yaramaz batıklara yol açıyo hem o daha da acılı zaten çektiği her bir kılın acısını ayrı ayrı hissettiriyor meret. Ama acil durumlarda kolaylık oluyor orası bi gerçek.

Kadınlarda olduğu kadar kıl olayı erkeklerde de önemli yalnız. Onlardan da bir ağda performansı beklemiyoruz ama jiletle de olsa özellikle yazları görüntü kirliliği oluşturan koltuk altlarını temizleyiversinler bir zahmet . Valla çok çirkin bi şey ya böğğkk! Direk kusasım geliyor benim. Bilsinler yani ! Kızlar böyle hissediyor. Ama bunu yanı sıra çok pis karılar da yok değil vallaha var billaha var.. ay gözümde canlandırınca bile böğ böğğ böğğkkk! Temizlik imandan gelir hacılar unutma unutturma..!

Kılsız tüysüz ömürler dilerimmm ^^

hayır için para toplamanın güzel bir yolu :D

Erkeklerin A�da Yar��mas�
http://www.akilli.tv/
Posted in | 19 Comments »

boğazımda düğümsün..yutkunsam biteceksin, yutkunmasam ölürüm..

by bitter
UNUT ! DİYORSUN BENİ..
NASIL UNUTURUM ?

İNSAN UYANMAYI UNUTUR MU HİÇ?
GÖRDÜĞÜM EN GÜZEL RÜYASIN..

BOĞAZIMDA DÜĞÜMSÜN..
YUTKUNSAM, BİTECEKSİN!
YUTKUNMASAM..
ÖLÜRÜM..!

Posted in | 0 Comments »

el clasico, kara kız, black make-up : )

Ocak 27, 2012 by bitter
El Clasico gecesi..


Çarşamba akşamı Galatasarayımın 4-0 lık galibiyetiyle az biraz moral buldum. Ablamda kaldım o akşam zaten çoluk çombalak iyi gelir dedim. Kafamı dağıtayım hem.. Bi süre tabi abla nasihatları dinledim. Hem kızına sölüyo hem bana.

_“siz hemen herkese inanıyosunuz. Hemen aşık oluyosunuz kızım. Üzülmeyin, bak doğru insan çıkıcak elbet karşınıza..

_ Ayyy abla tamam iyi hoş sölyüsun da ya Allahın aşkına bu adamların alnında mı yazıcak kırmızıyla böyle kalın puntoyla “doğru insan” diye..

_ kakır kakır kikir kikir ahaha ehehe şeklinde gülüşmeler..

öyle değimli ama ya şimdiye kadar da hep aha da bu doğru insan, sonunda buldum demedik mi vallahi hep dedik. Hep yanıldık. Ama hep aynı şeyi yine yaptık..

Neyse ben kafayı daha da kırmadan salona geçtim. Dizi manyağı eniştem de sülümanı izliyordu bizde geçtik herkes biyere uzanmş ölee salmış kendini. Derken telefonuma bir mesaj.. ( o değil heyecan yapmayın hemen) hoş ben her telefon çalışında o heyecanı yapıyorum ama neyse : (

“ panpaaaa maçı izliyon mu” diye mesaj. Bi düşündüm. Lan bizim maç bitmedi mi 4-0 dedim. Eee fenerli bu . yok odaha önceydi.. aaaa lağğn enişte aç aç trt spor. Barca-real Madrid maçı var. Dememle eniştem heyecandan kumandayı falan düşünüyordu hacı. Aaa valla unutmuşum ben kız iyi hatırlattın dedi ki zaten ablamlar maa aile futbol manyağı yediden yetmişe hepsi. Kaldı ki bi “el clasico” hocam. Dünyanın en kaliteli futbolunu izliyosun yani. Ve izleyenleriniz varsa zaten hak verirler. Deli bir maç oldu inanılmaz bi mücadele vardı. Bi okadar da kaliteli futbol. Hakem berbat ötesiydi. Demekki bitek bizim türk hakemlerinde yok böle ipnelikler Avrupada da var hocam. İnanılmaz bir Barcelona hayranıyım. Cimbomumdan sonra o gelir hacı. Puyol, messi ve benim aşkım Xavi..

Allahım bitiyorum bu herife. Kara kaşına gözüne kurban olurum yerim ^^
 maça kitlendiğim zaman kendimden geçiyorum hele bunları izlediğim zaman.. adamlar bu işin kitabını yazmış. Ve hakikaten tek rakipleri kendileri .. Ama bu xavi başka bişey beni benden alıyo ya salyalarım akıyo bunu seyrederken :P Allahım surata bak sevimliliğe bak. Al bunu evde besle. Hadi buna kavuşmak hayal. tamam anladık hani şu herşeyi yapan çinliler bunun minyatürünü yapamazmı yada japonlar robotunu falan böle evde beslenebilecek cinste olsun. oturtayım karşıma sıkayım yanaklarını. ama o dili sok içeri bak sok bi kaza çıkıcak elimden.

Lala la la la Anladım ki Sonbaharsın..

Ertesi gün eve geldim. İşten izin almıştım babamın kontrolü için. Evde kendimle baş başa kalmak hiç iyi gelmedi açıkçası, duvarlar üstüme üstüme geliyor bildiğin. Temizliğe sarayım dedim yok kesmedi. Oturdum camın önüne yatağıma uzandım. Ve dolabın en üstüne aylar aylar önce attığım gitarımla göz göze geldik. Tabi ya dedim tam zamanı işte. Önce sol elimin tırnaklarını kısalttım rahat akor basabileyim diye. Sonra indirdim gitarımı ordan. Bildiğin toz olmuş garibim. Kara kızım o benim : ) simsiyah çooo tatlı o coooookk :) bikaç bişi çalmak istedim akor gitmiş. Biraz kurcaladım, kulağa hoş sesler gelmeye başladı. Bu bahaneyle müziğe de geri dönmüş oldum. Çalayım söyleyeyim çok seviyorum. Ha buarada sesim billur gibi falan değil. Vasat seviyede. Ama seviyorum neyapayım? Kara kızıma kavuştum böylelikle, ona sarılıcam bundan sonra işte. Baş başa kaldığımda kendimle onunla avutucam kendimi. Ben değil akorlar konuşacak. Onlar anlatacak söylemek istediklerimi.. Duymak istediğim duymasa da..! Hepsi kara kızımla benim aramda bi sır olarak kalıcak …

I love black make-up!
Makyaj terapisi diye bir şey varmış bunu da yeni keşfettim. Normal zamanlarda bile öyle makyaj yapmayan ben. Böyle üzgünken kötüyden aynada kendimi tanıyamıyorum. Dün arkadaşımla buluşmak için hazırlandım. Siyahları çekmişim farkında olmadan. Dedim madem öyle siyahtan devam edeyim. Siyah oje sürdüm kısa tırnaklarıma. Gözlerime gri siyah buğulu makyaj. Saçları düz yaptım. Kendim diye söylemiyorum çok yakıştı.. Hatta çok da iyi hissettirdi. Önemli olan da bu ya : )

Bu şarkıyı da yeni keşfettim ve hemen akorlarını buldum internetten. Haftasonu buna çalışıcam bakalım.. Kıssadan hisse; Müzik ruhun da bedenin de kalbinde gıdasıdır aga !

Hadi adiosss :*


Posted in | 1 Comment »

Bakırköyden bildiriyorum..!

Ocak 24, 2012 by bitter
Ramak kaldı hastaneden içeriye girmeye dostlar. en son postumda ne dedim ben ha ne dedim: ben ne zaman aşktan bahsetsem !...

1. Teorim:
Bilim adamlarının benim üzerimde deney yaptıklarını düşünüyorum .
*Bir insanın sabrı nasıl ölçülür?
*Bir insanın duygu patlamasının evreleri nelerdir?
*hangi evre çok tehlikelidir?
*Duygusal bir kadında bunu denersek nasıl sonuçlar alırız?
*Duygusal bir kadının gözyaşları yediği kaçıncı kazıktan sonra kurur?
*Dozu artırırsak neyle karşılaşırız?
*bu duruma kadın kaç gün dayanabilir?
*Nedensiz terkedilmek kadının üzerinde ne gibi olumsuz etkiler bırakır?
*Cinnet aşamasına nezaman gelinir?
*Cinnet geçirdiği zaman ilk kimi öldürmek ister?
*İntaharın eşiğine gelmesi için daha kaç kazık yemesi gerekir?
gibi sorulara cevap bulabilmek adına kobay olarak kullanılıyorum.

Olaylara dönüyorum ;
İŞİN GARİBİ 1 ) bundan öncekinde de aynı şey olmuştu. durduk yere herşey iyi giderken o da "ben yapamıcam" deyip siktiri çekmişti.. Ama onunla flört aşamamız ciddi bir ilişkiye dönüşmemişti henüz.. Ama ben tabiki hayal kurmaktan hiç vazgeçmemiştim..
şimdi bu da öyle.. Terkedilmek kaderim olmaya başladı sanki.. Anlayamıyorum herşey yolunda gidiyor. *Birlikte zaman geçiriyoruz o kadar. *Hatta bunun daimi olmasından yana olduğumuzu dile getiriyoruz. *Hatta öyle ki baktığı beğendiği her evi bana gösteriyor. *Benim onayımı almak istiyor.* Alışveriş merkezlerindeki ev dekorasyonu kısımlarında deli gibi dolaşıyoruz. *beğendiğimiz bazı eşyaları kendi elleriyle yapmak istediğinden bahsediyor. *bize özel olsun diyor. *en beğenilen oturma grupları, yatak odalarını aklımıza kazıyoruz. *Bununla kalmıyor beyaz eşya bakıyoruz. *Markaların modellerin arasındaki farkları buluyoruz. hangisi daha çok işimize yarar tartışıyoruz. *Sonra beni ailesiyle tanıştırıyor. *Çok mutlu oluyorum. *Dolayısıyle benim de ailemin durumdan haberi oluyor artık. İşler resmiyet kazanmaya başlamadan hemen önce..

İŞİN GARİBİ 2 ) Önceki erkek arkadaşımın da  son zamnlarda eski bi kız arkdaşı ortaya çıkmıştı. Üniversiteden  yakın bir arkadaşı olduğunu benimde iznim olması kaydıyla görüşmek istediğni söylemişti. Onun şehrine gelmiş iş için yardım istemiş, o da yardımcı olucaktı. Biz de anlayışlı sevgiliyiz ya tabiki diyoruz. onay veriyoruz bu duruma. (saçını başını yolmak dururken, Allah beni kahretsin). Ve o olaydan kısa bi süre sonra "ben yapamayacağım" gibi basit bi cümleyle terkedilmiştim.

Veeee yine tarih tekerrürden ibaret tabi.. aynı şey bunda da oldu. Geçenlerde çok eski bir kız arkadaşını nette bulduğunu söyledi uzun bi aradan sonra. Hani konuşuyoruz haberin olsun dedi. tabi yine tarihten ders almayan ben, hay hay dedim. (kızkançlık krizlerine girmek, ikisini de paralamak varken)..
Vee aynı son tabi.
Dün bana hiç anlamadığım bir şekilde ( bir gün öncesi pazar günü buluştuk gezdik yedik içtik, ben onun için hattımı değiştiriyorum bi süredir köntörsüz sürünüyorum buarada dünde yine işlemimizi yeniledik ben hala kimseyi arayamıyorum buda dip not) sanki acele mi ettik? ( ki acele eden oydu okuduğunuz üzre) daha birbirimizi tanımıyor muyuz ki? derken cümlenin sonu bana biraz zaman ver ile bitti.. yine ayrılığı bize ve özellikle ona hiç yakıştıramadığımdan peki diyorum. Düşün! hata yaptığını anlayacağından okadar eminim ki gelicek özür dileyecek, sonra biz kaldığımız yerden devam edeceğiz. Kaldı ki ben bütün hayallerimi onunla doldurmuştum. Bütün planlarımda o vardı. Ve yaklaşan doğum günü ve beraberindeki sevgililer günü sebebiyle özenle düşündüğüm süpriz hediye için hazırlıklara başlamıştım. Ben böyleyim. sevdim.. ve sevdiğim adam için yapmayacağım şey yok. Onu mutlu etmek için göze alamayacağım şey yok. Şimdi gözümün önünde duruyor birkaç tanesi malzemelerin. onları ne yapsam diye düşünüyorum. çöpe atmayıp gömsem, işe yarar mı onu da oraya onlarla birlikte sonsuza kadar gömebilir miyim diyorum? Ve hep dönüp kendimi sorguluyorum. nerede yanlış yapıyorum? çok mu değer veriyorum? çok mu alttan alıyorum? çok mu anlayışlı bir sevgiliyim? Kendimden çok mu ödün veriyorum? ve sonuç hep terkedilmek oluyor. Bunları yapmadığım zaman ya da tam tersi durumunda daha mı kıymetli olurdum acaba bilmiyorum ?
2. Teorim:
Ah ulan ah hepsi o ağzına ettiğim şıllıklar yüzünden..! onları dikenli telle bağlayıp üzerlerinde plastik eritmek var. Gözlerini dağlayıp, dillerini kopardıktan sonra yedirmek var. kafalarını kaldırıma sürte sürte yüzlerini dümzdüz etmek, yüz nakliyle bile düzelemeyecek hale getirmek var.
Evet huniyi takmaya az kaldı .. hadi getirin en fosforlu pembesinden..
Posted in | 9 Comments »

aşk, hastalık, sağlık hepsi bizim için..

Ocak 18, 2012 by bitter
Günlerdir hatta haftalardır yazamıyorum aşığım a dostlar !

Yakınlarım bilirler bu bloga aşktan her bahsettiğim postun devamı gelmemiştir.. Yazdığım o romantik güzel cümlelerle baş başa bırakılmışımdır hep. Dolayısıyla bir süredir birlikte olduğum sevgilimi yazmaya cesaret edemedim. Kendi kendime nazar değdiriyorum diye bir kanıya varmıştım en son nedensiz terk edildiğimde! Bu yüzdendir ki şimdi başını götünü heryerini nazar boncuklarıyla kaplamak istediğim bu ilişkimi yazmaya korktum bunca zamandır..

Ayyy bak yine geliyo aklıma ağzını burnunu yediğim^^ Çok özledim. Çünkü geçtiğimiz haftasonu baş başa kalamadık. Sarılamadım koklayamadım sevdiceğimi. Amaaaaaaaaaa! Ailesiyle tanıştım. Evet kuzeninin nişanına davet etmişti beni ailesiyle (hatta sülalenin bi kısmı diyelim) tanışmış olacaktım bu vesileyle. Tabi bitter hatun, kuaföre gitti, akan saçlarını boyattı. Biraz şekil şemal verdirdi. Kıyafet konusunda oldukça sade idim. Zaten uyarılmıştım. Şort, altına kesik çorap falan giymeyesin diye (: topuklu giymeyi normalde çok severim. Ama gel gelelim kış geldi geleli bayadır giymemiştim. Bütün yazı tak tak topuklularla geçirdiğim halde, topuklu botlarım biraz bilekten acıttı canımı! Neysem sevdicek beni kuaförden aldı o bana baktı ben ona ! O da traşını falan olunca böyle damat gibi olmuş pek bi hoşuma gitti o gün.. Neyse vardık nişanın olduğu salona, içeri giriyoruz artık, sıfır heyecan olan ben hafiften terlemeye başladım. Aynı şekilde o da elimi bile tutamadı heyecandan böyle : ) girer girmez damadın babası tarafından karşılandık kapıda, ilk tanıştırılmam! O kadar masa içinden hangisine doğru gidiyoruz anlamakta zorlanmadım zira bir masa vardı ki kafaların hepsi bize doğru dönmüş ve herkeste bi tebessüm : ) Bir baştan (babadan) başladım tanışmaya sanırım eniştede bitmişti : ) teyzeler kuzenler, ve tabi aklımda tutamadıklarım : (

vee ilerleyen dakikalarda pist oynayanlarla dolarken, birilerinin benimkine kaşgöz yaptığını görüp görmezden geldim : ) her düğünde vardır böyle büyükler “ kalksanıza, oynasanıza” diye dürtükleyip dururlar. Valla ne yalan söyleyeyim oynamak istemedim değil, ama naz yaptım kalkmadım : ) e tabi daha bismillah ilk günden adım oynak geline çıkmasın dedim..

E tabi herkes gibi siz de soracaksınız, darısı başınıza size nezaman yüzük takıyoruz diye..

haklısınız.. Biz de istiyoruz çok. Ama şuan sabretmek zorundayız. Sağlık her şeyden önce geliyor. Babam yaklaşık 6 aydır kanser tedavisi görüyor. Teşhisi çok zor konuldu, defalarca istanbuldaki hastanelere git gel yaptık, yatırıldığı oldu. Şimdi burada tedavisi devam ediyor, kemoterapi ve radyoterapi olmak üzere. Bilen bilir, bünyeyi çok yıpratıyor bu tedaviler. Bazen haftalar oluyor tek bir lokma yiyemiyor. Konuşamıyor bile. Şuan hem serum hem de ağızdan gıda almaya başladı. Ama dediğim gibi dönem dönem çok değişkenlik gösteriyor. Bir gün bakıyorsunuz iyi diğer gün o iyilikten eser yok. Hem hastaya hem yakınlarına çok sabır gerektiren bir hastalık. Bunlara rağmen tedavilerin devamında ciğerdeki tümörün küçülmesi bizi çok mutlu etti. İşte biz de bu sebeplerden biraz feraha çıkana kadar bekleyeceğiz..

Allah tüm hastalara şifa versin inşallah..

Posted in | 8 Comments »

Kırmızı bisiklet

Ocak 12, 2012 by bitter
Güneye bakan yatak odamızın çatlak penceresinden dışarıyı seyrediyordum o gün. Sabah güneşi yüzüme vuruyor ısıtıyordu minicik bedenimi. Hafiften esen rüzgar o çatlaktan içeri sızıyordu sanırım, ellerimle dokunduğum camdan bişiler üflüyordu birisi cünkü. Boyum o çatlağa kadar yetişiyordu, pencerenin koluna erişemiyordu bile..Pencere oturduğumuz sitenin ortak bahçesine bakıyordu. Büyüklerin odunlarını öbekler halinde dizdiği bi alandı. Şimdi otopark oldu., Bizimse saklambaç oynarken aralarına saklandığımız kocaman bir oyun alanı.. Her ne kadar dışarıyı seyrediyor gibi yapsam da diğer çocukların bisikletleriyle evlerinden çıkmasını bekliyordum. Camla oynamak evdekileri aldatmamdan başka bir şey değildi. O minicik yüreğimle minicik aklımla, onları üzebileceğimi düşünüyor ona göre davranıyordum, buyüzdendir ki bu çoooook ama çok erken olgunlaşmışlığım.. Her çocuk gibi benim de hayalimdi tabi bir bisiklet sahibi olmak. Hele ki kırmızı oldu mu amannn tadından yenmezdi. Derken E bloktaki A. göründü bisikletiyle kız kardeşi vardı bir de adaşım. O da peşinde turlamaya başladılar alanın etrafını. Abdullah benle aynı yaştaydı ama erkekti ve iki tekerlekli bisikleti rahatça kullanabiliyordu. Kardeşinin kinin ise arka tekerlikleri destekliydi. Sonra yine aynı apartmandan 1 numaranın oğlu göründü. O en büyüğümüzdü. İki yaş büyüğümdü benim. T. Babası askerdi. Onunda BMX bisikleti vardı. Ama hep söylerdi “sünnet olunca babam bana 21 vites bisiklet alıcak” diye .. Öyle dalmışım ki B blok 4 numara ve E bloktan 6 numara da katılmış aralarına sonradan fark ettim. Canım sokağa çıkmak öyle çok istiyordu ki yüreğim pır pır. Aklımda hep aynı cümle “ acaba bi tur istesem verirler mi” : )
Neyse sonra çok düşünmedim attım ben de sokağa kendimi. Onlar kendilerini öylesine kaptırmışlardı ki sonradan fark ettiler beni.. Ben alanın ortasındaki taşın üzerine oturmuş, ellerimin içine alarak başımı onların bisiklete binmeye doymalarını bekliyorum. Belki saklambaç oynarız diye. Onlar ise benim etrafımda sıra olup daire çizmişler ve etrafımda dönüyorlardı. Onlar döndükçe bisikletlerinin jantlarındaki renkli boncuklar takıldı gözüme. Daldım gittim rengarenk hayallere. Derken bizim evin camına ilişti gözüm perde aralığından biri bakıyordu bize doğru. Annemdi.. Sonra hemen toparlandım annem de anlamış olacak ki kapadı perdeyi.  O üzülmesin diye tavrımı birden değiştirdim. Öyle bir şey ki biz üç kardeştik ve kardeşlerimden kalma bir bisikletim bile yoktu. Emekli bir babanın 3. çocuğu hatta tekne kazıntısıydım. Ben bildim bileli kendimi babam emekliydi evdeydi, arada balığa gider, hatta bazen beni de götürürdü. Babamla ilgili hatırladığım tek anım balığa gitmekti zaten.. Benimle çok vakit geçiremeden yaşlanmıştı çünkü. E onlar da haklıydı aldıkları maaşla ay sonunu getiremiyorken bana bir bisiklet almaları imkansızdı. Ben de onlara hiçbir zaman alın diye tutturmadım. Hep ama hep iyi bir çocuk iyi bir öğrenci oldum. Her dönem taktir getirirdim ama hiçbir zaman bir hediyem olamamıştı ya da ödülüm..Diyorum ya hepsinin bilincindeydim ben. Gel gelelim T nin sünnet günü geldi çattı. Biz aile gibiydik komşularımızla. Yanımızda bir büyüğümüzün olması gerekmezdi rahatca girip çıkardık herkesin evine. T nin sünnetinde hepimiz onların evindeydik, oturmuş etli pilav, ayran ve zerde üçlüsünü bekliyorduk afiyetle yemek için. Evde yiyemediğimiz şeylerdi ama bi arada çok tatlı geliyordu. Sonra Sultan Baba ya gidileceğini söylediler. Bizim oralarda sünnet olan çocukları ozamanlar Gölcük te olan Sultan Baba türbesine götürürlerdi. Nedenini hala tam anlayamasam da dualar edilirdi sünnet olan çocuk için bir de dilek dilerdi herkes ne istiyorsa, onu biliyorum. Sonra herkesi toparladılar biz küçük çocukları da bir arabaya doldurdular kucak kucağa bir serçe ye bindiğimizi hatırlıyorum. Gittik Sultan Baba ya. Herkes kendince dualar ediyordu. O Zamanlardan ezberleyebildiğim ihlas suresi, Fatiha suresi vardı. Oturdum minik eteğim vardı üzerimde ve dizlerimin üzerine çıktı oturunca ben. Sonra rahatsız oldum sanki günahtı bacaklar açık dua etmek türbede çarpılırım falan, kapıda verdikleri tülbenti bacaklarıma örttüm. Dualarımı bir güzel ettikten sonra ellerimi açıp, kimse duymadan fısıltıyla sultan babadan, bir bisiklet diledim o gün. Çocukluk, masumiyet, küçük bi dilek..
KIRMIZI BİSİKLET..
Derken evin yolunu tuttuk biz aynı şekilde arabalara bindik. Gün karanlığa dönmüştü artık tabi. Eve dönme vaktiydi. Koşar adım apartmana yöneldim zili çaldım aklımın bir köşesinde hep kırmızı bisiklet. Sonra evde anneme kısa bir özet geçtim. Dileğimi de söyledim, annem tebessüm etti başımı okşadı. Çok geçmeden ben oyuncaklarıma dalmıştım ki zil çaldı ve yerimden fırladım. Annem de peşimden geldi. Kapıda D blokta oturan G nin  dedesi vardı. G. yazları dedesine ziyarete geldiğinde oynardık onunla, istanbulda yaşıyorlardı.



Derken dede söze girdi. “ İyi akşamlar komşu. Ya kusura bakmayın akşam vakti geldim böyle ama” deyip kenara çekilmesiyle arkasındaki bisikleti çıkarıverdi. “Bu g.nin bisikleti ama hiç kullanmıyor, zaten orda babası ona başka almış. Ben de bunu ne yapayım bilemedim, sizin kız kullanırsa sizde kalsın.” İnanamıyordum, gözlerim fal taşı gibi açılmıştı, kalbimin sesini duyacaklar diye utancımdan kıpkırmızı olmuştum. Yanaklarımdaki sıcaklığa inanamıyordum ateşim çıkmıştı sanki. Sonra g.nin dedesi bisikleti bırakıp gitmişti. Onun ardından bakarken annem ona teşekkür ediyordu ben ise Sultan Baba ya.. Dileğmin bukadar hızlı gerçek oludğuna inanamıyordum. Arka lastikleri destekliydi tam istediğim gibi, sadece rengi maviydi. Ama hiç önemi yoktu. Artık bende sabahları arkadaşlarımın yaptığı konvoya katılabilecektim işte. Annem üzülmeyecekti, camdan beni gözetlemeyecekti. Ben de rol yapmayacaktım artık. Bisikletime öyle alışmıştım ki kısa sürede o destek iki tekerliği atmıştım bile…


Hayatımda hiç unutamadığım hikayelerimden biridir bu ve birebir gerçektir. Şu sıra inanılmaz iş sıkıntısı çekiyorum. Neredeyse kariyernetle yatıp kalkıyorum. Lakin bir Allahın kulu dönmüyor. Geçen aklıma geldi de acaba ben bi Sultan Baba mı yapsam. Gidip dua edip hatta iki rekat da namaz kılıp onun nezdinde Allaha yalvarsam diyorum. Kendimi de sultan babaya hatırlatsam aslında. Hem ona teşekkür borcum var. Gidip bizzat yerinde dualar edip teşekkür etsem bi de yüzsüzlük yapıp iş mi istesem diyorum? Ne dersiniz ?


Not: buarada hayatım boyunca hiç kırmızı bisikletim olmadı maalesef. Enson orta okuldayken annem taksitle vitesli bi bisiklet almıştı bana cok istiyorum diye. Ama aldığımız yerde sadece lacivert rengi vardı. Ve ben o bisiklete daha taksiti bitmeden doyasıya binemedim. Bir ay sonra çalınmıştı.. Bisikletten yana pek şanslı olamadım ama, sanırım çocuk sahibi olursam ilerde ilk işim ona kırmızı bir bisiklet almak olucak.. (:
Posted in | 8 Comments »