günün tümcesi;

Adım, dudaklarında son dakikalarını yaşayan bir sigara gibi. Birazdan yeni sevgilin gelecek. Onun dudakları adım kokmasın diye, bitirmeden atacaksın beni..

a love story in Feysbuk

Ağustos 22, 2011 by bitter
Şu feysbuk nelere kadir azizim. Bundan aylar önce tesadüfen hayranı olduğum birinin facebookta görünce ekleyip arkadaş oldum. Bu kişi öyle çok ünlü bir sanatçı falan değil. Kendisini katıldığı radyo programlarından tanırım ve sesi kadar kendisinden de internette gördüğüm zaman etkilenmiştim. Yazdığı şiirleri ve bunları seslendirmesinden etkilenmeyecek kız da yoktur diye düşünüyorum. Dolayısıyla paylaşımlarını beğeniyorum, az bazen yorum yapıyorum falan.. Bu arada zatı muhteremin aslında daha önceden benim yaşadığım yerde yaşadığını, ailesini de sık sık ziyarete geldiğini gözlemliyorum iletilerinden..

Güp güneşli bir Pazar günü, balık tutuyoruz ma aile marinada. Arada can sıkıntısı feyse girip bakıyorum ne var ne yok. Hoop o da ne bir mesaj! Hem de zatı muhteremden. (Yaşadığım yerle ilgili iletisine yorum yapmıştım. Demekki tek tek inceliyor bakıyor yazılanlara, sonra onu yazan şahıslara, ya da belki bana denkgeldi bilemiyorum.)

“AAA sende mi orada yaşıyorsun. Orası benim memleketim. Çok sık geliyorum hatta buhaftasonu oradayım, bak buda benim numaram, bi kahve içeriz”..

Evet itiraf edeyim , hiç beklemediğim bir şeydi bu. Ama biz kızlar işte hemen havaya gireriz, hatta abartmıyorum , ışık hızıyla öyle hayaller kurarız ki 5 dakika sonra çocuğumuz olmuş beraber aynı marinada balık falan tutuyoruz.. Hani bi zamanlar şu Çılgın Bediş dizisi vardı ya işte oradaki hayalperest Bediş karakteri birebir beni oynamış zaten. Sürekli aşık olur hayal kurar, ama hep elde var sıfır. Neyse toparlanınca cevap atabildim, kibarca çok memnun olduğumu geldiğinde eğer müsait olursam yarım saatimi ayırabileceimi falan yazdım. Ağırdan satıcaz ya kendimizi :)



Gel gelelim ben heyecanla haftanın bitmesini bekledim. Geleceği haftasonuna kadar hiç haberleşmedik, ha buarada bende ona numaramı verdim. Cünkü biliyorum ben onu asla arayamam, çekingen kız durumları yani.! Bende kız arkadışmla alışverişe gitmiştim. Dönüş yolundayız ve yol yapımı çalışması var doğal olarak da trafik ağır ağır ilerlemekte. Telefonum titremeye başladı birden bende araba kullanıyorum, telefonu elime alıp arayan numarayla göz göze gelir gelmez telefonu arkadaşıma fırlattım.. Ayyyççç aaay aç aç o arıyo o arıyo beni arıyo! Derken telefon kapandı tabi.. Elim ayağıma dolaştı biyere bindirmediğime şükrediyorum. Sonra tekrar telefon ve arayan o, arkadaşım tutuyor kulağıma telefonu biryandan da kulağı bizde dinliyor.

“Ya ben telefonunu kaydederken aradım farkında değilim kusura bakma, napıyosun nerdesin,” diyor kırk yıllık arakadaşlık samimiyetiyle.

Bende döndüğüm yeri söylüyorum ve şurda trafikteyiz şuan diyorum. Veee bomba gelir!!

 “ aaaa bizde ordayız dediğin yoldayız  ve ters istikametten geliyoruz!”

 Hönkkk! Olduk komple. Oda erkek arkadaşıyla bize doğru geliyor ve neredeyse karşılaşmak üzereyiz inanılır gibi değil, derken

“ ya neydi senin araba bitarif et “ ve tarif ederim.

2 dakikaya bizim arabalar yan yana ve hepimiz kopmuş durumdayız, gülmekten ilerleyemiyoruz. Şimdi başa saralım:

1- benim numaramı kaydederken yanlışlıkla çaldırıyor..


2- O anda ben ve arkadaşım trafikteyiz.


3- O anda o ve arkadaşı trafikte.


4- Üstelik aynı semtte..


5- Üstelik az sora göz göze gelicez..






Ta ta ta taaamm! Kıkırdamaların ardın dan telefonları kapattık bi kazaya sebebiyet vermeyelim diye. Onlarda hava alanına gidiyorlarmış arkadaşlarını karşılamaya.. Sonuç olarak inanılmaz şaşkınız ve ağlayana kadar gülüyoruz o dakikalar. Velhasıl kelam o hafta buluşamadık. Başka bir hafta yine kendisi geleceğini ve görüşmek istediğini söylediğinde bende aynı kız arkadaşımla sahile iniyorum. Yine tesadüf tam onu aradağımda oturduğu mekanın önünde oluyorum. Arabayı durduruyorum. Ama öğreniyorum ki kendisi kocaman erkek egemen hatta full erkek arkadaş gurubuyla birlikte. Bende girmiyorum ve o geliyor, en azından tanışalım artık değil mi? Yan aynadan kesiyorum gelişini. Allahım boya posa bak özenmiş yaratmış tütütütütütü! Derken hop açıyorum kapıyı en havalı halimlen, gülümsüyor sonra, resimlerinden biraz farklı ama hoş adam yani.. en azından benim tipim! Oyle ayak üstü sohbet ediyoruz, bende gideceğim mekanın adını veriyorum, işi biterse uğrar belki diye.

Denize sıfır güzel cafemizde oturuyoruz arkadaşımla. Şu arkadaşıma da bi isim vermem lazım artık ya böle arkadaşım arkadaşım zor oluyo. H olsun kısaltma yapayım en azından. H ile çaylarımızı yudumluyoruz bi yandan sohbete dalmışız. Zaman akıp gitmiş. Arkamdan bir ses duyuyorum az sonra.

-Sipariş vermişmiydiniz efendim ?


- Evet evet verdik saolun..


- Eminmisiniz efendim?


- Ay evet verdik dedik ya aaaa aaaa!


E be kara gözlüm. E be güzel sözlüm. Hem sözünü tutup geliyosun, hem böyle şirin şakalar yapıp şaşırtıyorsun. E ben niye şaşırayım ki şimdi o kadar kızın sana hayran olmasına.. Şaşkınlığım geçer geçmez davet ediyoruz masaya, arkadaşıyla o da. Birer çay daha söylüyoruz, sohbete başlıyoruz. İlk önce tanışma tanıştırma faslı. Ardından muhabbet hep feysbuk üzerine. Tabi onun hayranları.. ben de onlardan biriyim şimdi böyle onun fanı olarak oturuyorum karşısında.

“ bir ileti ya da fotoğraf paylaşıyorum arkadaş dakikasına 1526745 beğeni, 264455 yorum şaşırıyorum” deyip, havasını da atıyor muhterem.

 Ay havasını da atsın yeter ki susmasın konuşsun. Öyle bir ses tonuna sahipseniz sevgili erkekler çok ama çok şanslısınız. Sizin bülbül gibi şakımanızı isterken, Karşınızdaki kız dut yemiş bülbüle dönüşüyor..! O anlatıyor, ben dinliyorum, konuşmak bile istemiyorum. Arada bir “hı hı , evet öyle, haklısın, bencede” deyiveriyorum sadece.. Sonra yine hayaller hayaller, Zatın dizine yatmalar, o bana anlıyor masallar! Hiç susmasın istiyorum, istiyorum, istiyorum..

Hooop derken susuyor, geç oldu gitmemiz gerek diyorlar.. Ben de saate bakıyorum ki ooooww 1654516. uykumda olmam gerekiyor normal şartlarda benim de..



Sonuç; o benim için hala sadece bir hayal! Bu durumda uyanmama da gerek yok!



Posted in | 8 Comments »

özetin özeti bursa ;)

Ağustos 16, 2011 by bitter
Tam okulların kapandığı haftaydı Bursaya gidişimiz. Bunun farkında olan ben en az bir gün öncesinden biletleri ayırtmamız gerektiğini arkadaşıma söylemiştim. Lakin biletleri gideceğimiz gün almak isteyince bütün seferlerin dolu olduğu şokuyla beni aradı. Biraz da mahçup Yalova aktarmalı gidebileceğimzden bahsetti. Neyseki Zamanımız vardı ve amacımız gezmekti. Ama yola çıkmadan önce son birkez şansımızı denemek istedik ki iyi ki denemişiz. İki kişilik bir rezervasyon az önce iptal edilmiş, ve yerine geçen sanslı ikili de biz olmuştuk..


Şansımıza şükür ede ede başladı yolculuğumuz. Her zamanki gibi cam kenarıydı benim yerim. Yorgunluğumuzu henüz atamadan yola çıktığımızdan Ankara dönüşü, başımı cama yasladım uyudum uyuyacağım.. Yaklaştıkça yoğunlaşan bir koku geldi burnuma.. Böyle git gide artıyor.. Deriiiinn derin çekiyorum gözlerim hala kapalı. Beyin birazdan kokunun ne olduğunu çözüp bana geri dönecek bekliyorum. Vee Annaaasooonnnnnn!!!!

Evet otobüs buram buram anason kokuyordu ve kaynağını inene kadar da bulamamıştık. Bi ara host tan bi kadeh isteyecektim gerisini anlamasını bekleyecektim ama son anda caydım, hadi dedim.. öyle böyle Bursa ya vardık :)

Özlemişim, özlüyorum bu şehri yahu .! Yapılacak okadar çok şey varki ama sadece 2 akşam kalacağımız için hiç vakit kaybetmeden yerleştik evimize. (Evimiz diyorum çünkü evinde misafir olduğumuz arkadaşımız kendi evimiz gibi hissettirdi bize saolsun. )

İlk akşam üçümüz çıktık metroyla geçicez altıparmak a. Ne eserse o an onu yapıcaz, gezicez, içicez eğlenicez, programsız çıktık öyle.. Daha istasyona varmadan arkadaşımın yine bursada yaşayan büyüğü abisi arıyor neredesiniz diye ve biz ilk istasyonda inip onun olduğu yere Nilüfer e geri dönüyoruz. Daha önce bursaya defalarca gitmiş ama Nilüferi gezmemiş biri olarak kendime kızıyorum. Nilüfer FSM bulvarına götürüyor bizi abimiz. Bulvar karşılıklı güzel mekanlarla dolu. Ortam gerçekten çok güzel ve kaliteli. Neyse abimiz o ara telefonla bir yeri arıyor, sahneye yakın bir masa rezervi yaptırıyor. Yaklaşık 5 dakika sonra geliyoruz, Caka Teras.. Abimiz önden biz 3 maceraperest ardından giriyoruz mekana. Ceketlerimiz alınıyor önce, sonra bir dizi karşılama komitesi sırayla hoş geldiniz diye karşılıyor bizleri. Lakin bukadar elit bir mekana geleceğimizi bilmeyen bizler gayet günlük kıyafetlerimizle, kokoş ablaların içinde buluveriyoruz kendimizi. Masamız sahnenin önünde , sahnede altında şort olduğunu düşündüğüm ama gerçekte gözükmeyen güzel bacaklı, merinos saçlı ama oturduğu yerden caz söyleyebilecek kadar da kalite sesiyle hoş bi hatun var. Oturuyoruz masamıza şarap içiyoruz bir yandan gözümüz sahnede dinliyoruz, sakinliyoruz lakin yeter bukadar sakinlik deyip muhabbete giriyoruz. Memleket meselelerinden çıkıyoruz. Anılyoruz ki tamam mekan güzel kaliteli her şey harika ama bizim için fazla yavaş.

Ertesi akşam arkadaşımızın ev arkadaşı da bize katılıyor ve yine bulvara atıyoruz kendimizi. Hayal kahvesi, Benzin, nerde oturcak yer yok o mekandayız. Hangi mekana talep çok biz oradayız. Eğer bi mekana girdiğinde yer bulamıyorsan orası güzel bir yerdir hacı. Oturup bekleyeceksin. Kalabalık, heryer cillop gibi bebelerle dolu ama valla biz hiç onlara aldırmıyoruz.. Sonra oradan da ayrılıyoruz, merkeze gidiyoruz. Çok ama çok şirin bir mekana “Leman”. Konsept adından da anlayacağınız üzere Leman Dergisinin karikatürleriyle süslenmiş. İki katlı eski bir konak. Avlusu var. Ama avluda yer bulmak ne mümkün. Masaların üzerleri yine bu karikatürlerle kaplanmış duvarlar da. İkinci kata çıkıyoruz canlı müzik de var arayıpda bulamadığımız şey. Yine sahnenin önündeyiz, Öğrenci oludğunu düşündüğümüz bir grup söylüyor, çok da iyiler. Tam onların dedikodusunu yaparken Sahne basçı arkadaşın üzerine yıkılıyor, bildiğiniz düşüyor yani. Ama kafası sağlammış öğrenci kardeşimizin hiçbirşey olmamış gibi devam ediyor. Avluda yer olunca yine iniyoruz daha serin olduğundan, küçük bi masa ve totomuzu koyacak 4 tabure yetiyor. İçmemiz dışında yaptığımız tek şey erkek ve kadın dedikodusu. Klasik yani : ) Ankarada yaşadığım daha doğrusu yaşattığım vukuattan sonra alkol tüketimime kendimce sınır koydum iyi de yaptım heralde Bursa zaten güzeldi, böyle de tadından yenmedi :)

Posted in | 0 Comments »

Ankara mı cıkss!!

Ağustos 08, 2011 by bitter
Canım blogum seni nekadar özlediğimi farkettim bu sabah.. Belki de kimseye bukadar net bukadar çıplak dökemediğimdendir içimi uzun süredir.. Şöyle bir göz attım da paylaşımlarıma. Şu geçen iki ayda neler neler değişiyor insan hayatında.. Ne olaylar, ne insanlar gelip geçiyor. Ne kadar hızlı yaşıyoruz hayatı farkında olmadan aslında..

Yanlızlık kötü şey, zor şey! Ve bilinçaltımda hep bir destek arayışı arkadaş, dost ya da büyük ölçüde sevgili görünümlü.. Arayış derken tanıdığın yada tanıştığın her insanda o potansiyeli beklemen ki hayatta yapılan en büyük hatalardan biri. Belli bir yaşa geldikten sonra insan her anını paylaşabileceği, eline diken batsa "canım acıyoo" diye ağlayabileceği belki ya da en basitinden gittiği bir aşk filminde çantasının yerine elini sıkıca tutabileceği biri olsun hep ister.. Farketmeden de bu bilinçaltı etrafındakilere zamanla "acaba" deyip, o gözle bakmanıza neden olabilir. Evet hayatının bir döneminde bu yaşanıyor, kaçarı yok. Hiç "o seni bigün bulur" vs. geyiklerine girmem, girenleri döverim:) Çünkü gerçekten öyle bişey yok. Oturduğun yerden sana kimse kollarını açıp "meraba ben geldiiiim" falan demez yok böyle bi dünya !! Ben aşkın, sevginin çabayla olacağına inananlardanım..
Haziranın ilk yarısında yıllık iznimi kullandım. Önce hep görmek istediğim Ankaraya vurduk kız arkadaşımla.. 8 saat süren bi tren yolucuğuyla.. Uzun ama zevkliydi ve benim ilk tren maceramdı. Doğu ekspres tercih edince Her çeşit insan, evden kaç kızın kovalamacası, eskişehirde kızın yakalanışı çok konuşan amacalar teyzeler vs. macerası da bol oluyor!! Ankaraya gelecek olursak 3. günden sonra fena halde sıkıldık. sanırım deniz kıyısı insanlarına göre bir yer değil Ankara. ve ulaşım çok sıkıntılı. Kızılaya gitmek için uzun uzun otobüs bekledik her seferinde.. Kızılay da hayal ettiğim den daha küçük geldi gözüme, daha bayağı.. Ama mekanları güzeldi. "telwe" yi tek geçiyorum buarada :) Onu da son gece keşfetmemize lanet ediyorum.. Genel olarak ihtiyacım varmış kimseyi tanımadığım özgür hissettiğim bir şehirde ruhumu arındırmaya.. Bu arındırmayı ; şimdi bira, dur bi de tekila,, aa rakı da olsun! şeklinde abartınca Kızılayı da birbirne katmadan dönemezdim heralde :) Ha tabi ulaşım dedik ya o saatten sonra evimize de dönemedik. Arkadaşımızn evi daha yakın diye onda kalıcaz, bi taksiyle ulaşabiliceğimiz kısa bi mesafedeydi. Taksiyi uzaktan gördüğümü hatırlıyorum ve o anda iki kişinin koluma girdiğini. Birde evde bana kocaman bir cup da türk kahvesi içirmeye çalıştıklarını bi yudumdan sonra film tamamen koptu! Uyandığımda Kızılayı tepeden gören kocaman pencereli, yüksek bir binanın en üst katında buldum kendimi.. Ama bir tuhaflık vardı ve benim mide bulantılarım hala devam ediyordu. Çorba, kahvaltı ı ıh hiçbiri kar etmedi. soluğu Ankara hastanesinin acil inde aldık. Bi serum yemem gerekiyormuş kendime gelmem için.. Bu arada konuyu da amma dağıttım. Arkadaşımın yakın arkadaşında kalmıştık ya sabah az az hatırlamaya başlıyorum akşamı, muhabbetlerimizi, bi büyüğü 3kişi içişimizi .. ve de ta ta ta taaaammmm.. Rakı içilirde masa yumruklanmaz mı şekerim? öğrenci kardeşimiz arkadaşlarını görüp merhaba demek için yanmasaya geçme gbi bir hata yapınca. "getirin onu buraya, ne işi var orda onun, o cocuk buraya gelecek" muhabbetine de girdim ya !  evet o kıroluğu da yaptım walla billa .. ! o_0
 Şimdi bu tarz muhabbetlerin olduğu ortamlarda insanların birbirlerine yazması kaçınılmaz oluyor ya genelde. Heh işte yine benim başıma geldi, çekiyorum ben çünkü lanet olsun. evinde kaldığıımz arkadaş bana büyük bir hayranlık duymuş iki günde. Hastane çıkışında o akşam tekrar Kızılayda aldık soluğu biz. Yine aynı ekip bikaç eksikle oradayız. Yaş ortalaması en genç ve canlı müziği en kral mekanlardandı orada gördüğüm kadarıyla TELWE.. Bayıldım. Ha hoop eller havaya eğelenebildim mi? Hayır.. Arkadaş saolsun bana bir kitlendi o akşam.. Ya durmadan konuşuyor, ben cevap vermessem kitlenip kalıyor bakışları bana. ve ben doğal olarak rahat hareket edemiyorum çünkü izleniyorum!  Sonra baktı ki olmuyor dışarda konuşmak istedi ben nekadar gerek yok desem de ; karşımdakinin avukat olduğunu hatırlıyorum düşük çenesi sayesinde. Ama gerçekten çok konuşuyor, anormal konuşuyor yani. Herşey hakkında bilgi sahibi fikir sahibi, genelde muhalefet vs vs. Ooofff diyorum içimden yok olmaz. İstemiyorum! nankör insanoğlu işte Tanrı bile benden ümidi kesicek artık , hem yanlızlıktan sıkılıyorsun hem de yolladıklarımı beğenmiyorsun diye! ama yok azizim ne dersen de bu mesele birazda his dahada açarsak elektrik meselesi! evet biraz kurcaalamak gerekiyor ama azcıkda bi kıpırtı olmalı neticede.. Batsın bu dünya naraları atarak son veriyorum yazıma ve,
Neyse genel olarak Ankara bizi pek sarmadıı, iş için oraya taşınmayı bile düşünüyorduk aslında birazda onun için gitmiştik ama cıkss deyip 3 gün dayandığımız Ankarayı eledik ve ona veda edip Düştük Bursa yollarına..
Bir sonraki postta bursa maceramız!

Posted in | 5 Comments »