Nisan ayının 9. gecesi doğduğum saatte şehrin sinir bozucu trafiğini arkamda bırakarak düşsem yollara.. Nereye gittiğimin hiç bir önemi olmasa.. Elimde bir sırt çantası, sırtımda gitarım, zihnimdeki binlerce gürültüye rağmen süzülsem kalabalık ışıkların arasında..
Sonra...
Olabildiğince sağından gitsem yolun, bazen dengemi kaybedecek olup yolun kenarına düşecekmiş gibi yalpalasam ara sıra.. Henüz arkamda bırakmış olduğum tümseğin üstünden gürültülü bir şekilde geçen bir araba yaklaşsa bana.. Arkamı döndüğümde yorgun sarkmış bir suratın bana baktığını görsem.. Konuşmasa sadece kapıyı açsa ve ben binsem.. Ağır sigara kokusu kaplasa ciğerlerimi oksijen almak için camı aralasam hemen. Ardından eşyalarımı özenle arka koltuğa yerleştirsem..
_Yolculuk nereye? diye sorsa yorgun surat.. Cevap vermesem.. ve o ısrar etmese..
Tek derdim şehrin tüm sıkıcılığından kurtulup ilk gördüğüm labirentlerin olmadığı sığınacak küçük bir yer bulmak olsa..
Arkamda bıraksam hızla şehri ve ışıkları çok uzaktan göz kırpsa, oksijen başımı döndürse, gece karanlığında bile kokusuyla delip geçen yeşilin güzelliğiyle bütünleşsem..
Güneş doğmadan hemen önceki o yarı aydınlıkta insem arabadan artık.. Severim alacakaranlıkta yürümeyi. Bir de sigara yaktınmı keyfime diyecek yok.. Yorulup otursam bir taşın üstüne alsam gitarımı elime, bir nefes daha çektikten sonra, bitmek üzere can çekişen sigaramı tellerin arasına sıkıştırıp, sabahın sessizliğini ilk ben bozsam, bana eşlik edecek bir ses beklesem etraftan..
Sonra biraz daha yürüsem, minik tepenin ardına doğru giden patikayı takip edip, küçük şirin bir çiftliğin önünde dursam. Bahçe kapısını açsam yavaşça ilerlesem hayalim olan verandalı eve doğru.. Bahçede uğraşmakta olan yaşlı çift karşılasa bu tanrı misafirini.. O güzel asma tavan arası katında misafir edilsem.. Yaşlı çiftin torunu olabilecek yaşta garip bakışlı bir oğlan eşlik etse eşyalarımı taşımaya, turuncu alevlerin yükseldiği bir şöminenin olduğu salona giriversek.. Ve girer girmez fırından zeytinli sabah pohacalarının kokusuyla doysa karnım. Ya da yok doymasa biz onu hep beraber verandada sıcacık çayın yanında yesek.. Doğanın içinde en doğal halimle, hiç tanımadığm bu yaşlı çiftin güzel muhabbetine, atışmalarına doymasam.. Konuşamayan küçük oğlanın nasıl bir hikayesi olduğunu, aslında kim olduğunu tahmin etmeye çalışsam.. "Belki o da bir tanrı misafirydi bir zamanlar ya da ailesini bir yangında kaybetmişti.. sadece o ve minik köpeği alevlerin arasından sağ kurtulmuştu meleklerin kanatları altında.. ve yaşlı çift onu evlat edinmişti .. Çocuk o günden sonra hiç konuşmamıştı belki ve ona bu yaşlı çift sahip çıkmıştı." diye zihnimi daha da bulanıklaştırsam.. Kendimden uzaklaşmak adına..
Arkamda bıraksam hızla şehri ve ışıkları çok uzaktan göz kırpsa, oksijen başımı döndürse, gece karanlığında bile kokusuyla delip geçen yeşilin güzelliğiyle bütünleşsem..
Güneş doğmadan hemen önceki o yarı aydınlıkta insem arabadan artık.. Severim alacakaranlıkta yürümeyi. Bir de sigara yaktınmı keyfime diyecek yok.. Yorulup otursam bir taşın üstüne alsam gitarımı elime, bir nefes daha çektikten sonra, bitmek üzere can çekişen sigaramı tellerin arasına sıkıştırıp, sabahın sessizliğini ilk ben bozsam, bana eşlik edecek bir ses beklesem etraftan..
Sonra biraz daha yürüsem, minik tepenin ardına doğru giden patikayı takip edip, küçük şirin bir çiftliğin önünde dursam. Bahçe kapısını açsam yavaşça ilerlesem hayalim olan verandalı eve doğru.. Bahçede uğraşmakta olan yaşlı çift karşılasa bu tanrı misafirini.. O güzel asma tavan arası katında misafir edilsem.. Yaşlı çiftin torunu olabilecek yaşta garip bakışlı bir oğlan eşlik etse eşyalarımı taşımaya, turuncu alevlerin yükseldiği bir şöminenin olduğu salona giriversek.. Ve girer girmez fırından zeytinli sabah pohacalarının kokusuyla doysa karnım. Ya da yok doymasa biz onu hep beraber verandada sıcacık çayın yanında yesek.. Doğanın içinde en doğal halimle, hiç tanımadığm bu yaşlı çiftin güzel muhabbetine, atışmalarına doymasam.. Konuşamayan küçük oğlanın nasıl bir hikayesi olduğunu, aslında kim olduğunu tahmin etmeye çalışsam.. "Belki o da bir tanrı misafirydi bir zamanlar ya da ailesini bir yangında kaybetmişti.. sadece o ve minik köpeği alevlerin arasından sağ kurtulmuştu meleklerin kanatları altında.. ve yaşlı çift onu evlat edinmişti .. Çocuk o günden sonra hiç konuşmamıştı belki ve ona bu yaşlı çift sahip çıkmıştı." diye zihnimi daha da bulanıklaştırsam.. Kendimden uzaklaşmak adına..
Evi gibi yüreklerini de bana açabilen bu yaşlı çiftin yorgun gözlerinin ardındaki roman tadanda hikayleri dinlesem tatlı dillerinden.. Burun deliklerinde hala var olan aşklarının kokusunu hissetmek zor olmasa hiç.. Zeytinli pohacamı yerken, bir yandan da böyle bir huzurun hayalini kursam acele etmeden yavaş yavaş..
İlerleyen saatlerde dinlenmek istesem.. eşyalarımı alıp arka tarafa bakan asma kata tırmanıversem. Minik pencereyi açtığımda, vadinin üzerini kaplayan sis, bulutların üstünde olduğumu hissettirse derin derin nefes alsam.. Sonra oturup gıcırdayan karyolanın kenarına, uzatıp ayaklarımı, çantamdan çıkarsam kalemimi defterimi.. Şiir yazsam bütün ilham perilerinin yanımda kanat çırptığını hissedeken.. Sonra yazdığım on satırlık şiirle beste yapsam.. Çiftliğin adını, yerini, saatini not etsem karaladığım satırların üst köşesine.. sonuna da bir gülücük kondursam.. Gitarımın tıngırtısına gelse çocuk yanıma. Merak etse beni izlese şaşkın şakın.. ona " sen de yapabilirsin haydi bir dene" deyip dikkatlice süzdüğü gitarımı uzatsam.. O tüm acemiliğiyle, gürültünün en babasını da çıkarsa yanımda, ben duyduğum en güzel melodileri dinliyormuşçasına dans etsem.. O da mutlu olsa.. Ve onu daha da mutlu etmek için çok beğendiği gitarımı hediye etsem ona..
Uyuyakalsam yorgunluktan.. Üşüdüğümü hissedip irkilerek uyansam.. Havanın karanlığından korksam.. Başımı çevirsem pencereye doğru parlayan yüzlerce yıldızla ısınsam.. Kalkıp bir sigara yaksam oturup yatağın üstüne.. Vadinin eşsiz örtüsü olan yıldızlara bakarken hiç bilmediğim bu yerde ne işim olduğunu sorgulasam.. Ya da gün ağarınca sessizce nasıl gideceğimi düşünsem.. Ne tarafa gideceğimi .. Nasıl hikayelerin beni beklediğini bilmeden. Sadece hayal etsem..
Tıpkı şu aptal ofise tıkılıp kalmak zorunda olduğum an gibi.. Sadece hayal etsem, yaşamış gibi mutlu olsam..
Tıpkı şu aptal ofise tıkılıp kalmak zorunda olduğum an gibi.. Sadece hayal etsem, yaşamış gibi mutlu olsam..


14 kişiye iletti:
Duygulandım :'] Gerçekten çok hoş şeyler yazıyorsun, okumaktan büyük keyif duyuyorum. :)
tesekkürler.)
TANIŞTIĞIMA MEMNUN OLDUM CANIM HOŞ BLOG PAYLAŞIMLAR
:))
MUHABBETLE KAL.
bende memnun oldum ^^
Bitter'im modunu yediğim az halay başı ol bakayım gül bakayım zaten havalar derliyor beni sende duygudal moda sokma yerim .)
canımm Edam ah bende öyle olmak istemez miyim? Hastalık zor bir sürecti babam için ve bi süre önce onu kaybettim.( Hayat okadar acımasızdıki bana son zamanlarda . ama biliyorum gecicek. Eksikliği asla dolmayacak ama hayat bi şekilde devam edicek ve ben hep onun istediği gibi bi evlat olucam.beni gördüğüne inanarak yaşıcam..
çok guzelmiş =)
http://rainbowgatherer.blogspot.com
2 tane mimim var sana.Bir ara beklerim benim oraya:)
http://pispapaz.blogspot.com/2012/03/2-mim-bir-arada.html
eyvallahh .)
Her hayalin gerçek dünyada bir karşılığı vardır biliyorsun değil mi? O yolun da, verandalı evin de, kimbilir belki o suskun çocuğun da... Önemli olan yola çıkacak kadar cesareti bulmak ve çantanı hazır tutmak.
Şİmdiye kadar pek göremesem de hala umudum var. Bi gün hayal ettklerimin karşıma çıkmasını ölesiye istiyorum ve bunun icn herseymle dünden hazırım..
Hayaller diyarının hoş umutları. Ciğerlerine teneffüs ettiğin slim bir sigara değilse eğer, keyfine diyecek yoktur bu hikayedeki hatunun, yani senin. Yani hayalindeki senin. Neyseciğime, tıkıştırıldığın ofisinde kendine Alice'in Harikalar Diyarı'ndan daha da harikalar yaratabilmen dileğiyle. Gitarından en hoş melodiler yükselsin; ama Akdeniz Akşamları olmasın. N'olur? ehehe.
ehehe :) hiç çalmadım onu denemedm bile emin olabilirsin gerek de yok zaten su caaanım hayalin içine etmeye:P Saol güzel dileklerin için ..
Yorum Gönder