Tam okulların kapandığı haftaydı Bursaya gidişimiz. Bunun farkında olan ben en az bir gün öncesinden biletleri ayırtmamız gerektiğini arkadaşıma söylemiştim. Lakin biletleri gideceğimiz gün almak isteyince bütün seferlerin dolu olduğu şokuyla beni aradı. Biraz da mahçup Yalova aktarmalı gidebileceğimzden bahsetti. Neyseki Zamanımız vardı ve amacımız gezmekti. Ama yola çıkmadan önce son birkez şansımızı denemek istedik ki iyi ki denemişiz. İki kişilik bir rezervasyon az önce iptal edilmiş, ve yerine geçen sanslı ikili de biz olmuştuk..
Şansımıza şükür ede ede başladı yolculuğumuz. Her zamanki gibi cam kenarıydı benim yerim. Yorgunluğumuzu henüz atamadan yola çıktığımızdan Ankara dönüşü, başımı cama yasladım uyudum uyuyacağım.. Yaklaştıkça yoğunlaşan bir koku geldi burnuma.. Böyle git gide artıyor.. Deriiiinn derin çekiyorum gözlerim hala kapalı. Beyin birazdan kokunun ne olduğunu çözüp bana geri dönecek bekliyorum. Vee Annaaasooonnnnnn!!!!
Evet otobüs buram buram anason kokuyordu ve kaynağını inene kadar da bulamamıştık. Bi ara host tan bi kadeh isteyecektim gerisini anlamasını bekleyecektim ama son anda caydım, hadi dedim.. öyle böyle Bursa ya vardık :)
Özlemişim, özlüyorum bu şehri yahu .! Yapılacak okadar çok şey varki ama sadece 2 akşam kalacağımız için hiç vakit kaybetmeden yerleştik evimize. (Evimiz diyorum çünkü evinde misafir olduğumuz arkadaşımız kendi evimiz gibi hissettirdi bize saolsun. )
İlk akşam üçümüz çıktık metroyla geçicez altıparmak a. Ne eserse o an onu yapıcaz, gezicez, içicez eğlenicez, programsız çıktık öyle.. Daha istasyona varmadan arkadaşımın yine bursada yaşayan büyüğü abisi arıyor neredesiniz diye ve biz ilk istasyonda inip onun olduğu yere Nilüfer e geri dönüyoruz. Daha önce bursaya defalarca gitmiş ama Nilüferi gezmemiş biri olarak kendime kızıyorum. Nilüfer FSM bulvarına götürüyor bizi abimiz. Bulvar karşılıklı güzel mekanlarla dolu. Ortam gerçekten çok güzel ve kaliteli. Neyse abimiz o ara telefonla bir yeri arıyor, sahneye yakın bir masa rezervi yaptırıyor. Yaklaşık 5 dakika sonra geliyoruz, Caka Teras.. Abimiz önden biz 3 maceraperest ardından giriyoruz mekana. Ceketlerimiz alınıyor önce, sonra bir dizi karşılama komitesi sırayla hoş geldiniz diye karşılıyor bizleri. Lakin bukadar elit bir mekana geleceğimizi bilmeyen bizler gayet günlük kıyafetlerimizle, kokoş ablaların içinde buluveriyoruz kendimizi. Masamız sahnenin önünde , sahnede altında şort olduğunu düşündüğüm ama gerçekte gözükmeyen güzel bacaklı, merinos saçlı ama oturduğu yerden caz söyleyebilecek kadar da kalite sesiyle hoş bi hatun var. Oturuyoruz masamıza şarap içiyoruz bir yandan gözümüz sahnede dinliyoruz, sakinliyoruz lakin yeter bukadar sakinlik deyip muhabbete giriyoruz. Memleket meselelerinden çıkıyoruz. Anılyoruz ki tamam mekan güzel kaliteli her şey harika ama bizim için fazla yavaş.
Ertesi akşam arkadaşımızın ev arkadaşı da bize katılıyor ve yine bulvara atıyoruz kendimizi. Hayal kahvesi, Benzin, nerde oturcak yer yok o mekandayız. Hangi mekana talep çok biz oradayız. Eğer bi mekana girdiğinde yer bulamıyorsan orası güzel bir yerdir hacı. Oturup bekleyeceksin. Kalabalık, heryer cillop gibi bebelerle dolu ama valla biz hiç onlara aldırmıyoruz.. Sonra oradan da ayrılıyoruz, merkeze gidiyoruz. Çok ama çok şirin bir mekana “Leman”. Konsept adından da anlayacağınız üzere Leman Dergisinin karikatürleriyle süslenmiş. İki katlı eski bir konak. Avlusu var. Ama avluda yer bulmak ne mümkün. Masaların üzerleri yine bu karikatürlerle kaplanmış duvarlar da. İkinci kata çıkıyoruz canlı müzik de var arayıpda bulamadığımız şey. Yine sahnenin önündeyiz, Öğrenci oludğunu düşündüğümüz bir grup söylüyor, çok da iyiler. Tam onların dedikodusunu yaparken Sahne basçı arkadaşın üzerine yıkılıyor, bildiğiniz düşüyor yani. Ama kafası sağlammış öğrenci kardeşimizin hiçbirşey olmamış gibi devam ediyor. Avluda yer olunca yine iniyoruz daha serin olduğundan, küçük bi masa ve totomuzu koyacak 4 tabure yetiyor. İçmemiz dışında yaptığımız tek şey erkek ve kadın dedikodusu. Klasik yani : ) Ankarada yaşadığım daha doğrusu yaşattığım vukuattan sonra alkol tüketimime kendimce sınır koydum iyi de yaptım heralde Bursa zaten güzeldi, böyle de tadından yenmedi :)
günün tümcesi;
Adım, dudaklarında son dakikalarını yaşayan bir sigara gibi. Birazdan yeni sevgilin gelecek. Onun dudakları adım kokmasın diye, bitirmeden atacaksın beni..
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

0 kişiye iletti:
Yorum Gönder